JURNAL.NET - Meslekiçi Haberleşme Sitesi

Jurnal.net - Araştırma

 

Yerel televizyonlar ve demokrasi

Sinan Burhan (Gazeteci)

Üzerinde fazlasıyla durulması gereken fakat tam tersi üzerinde en az durulan bir olgudur yerel medya. 21. yüzyılın en önemli kazanımı demokrasiyse -ki öyle olduğunu düşünüyorum, demokrasilerin üzerinde yeşerdiği tarla ise sivil toplum örgütleridir. Sivil toplum örgütlerinin motoru da kitle iletişim araçlarıdır. Ben burada kitle iletişim araçlarının global planda ne tür pozitif yada negatif sonuçlar doğurduğunu tartışmayacağım.
Burada, başlıktan da belli olduğu gibi yerel medyanın özellikle yerel televizyon kanallarının tarihini, demokrasiye katkılarını, sorunlarını ve çözüm yollarını irdeleyeceğim. 1990 yılında 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlunun Star TV'yi Cem Uzan'la birlikte kurmasının ardından özel kanallar mantar gibi bitmeye başladı.1993 yılına gelindiğinde önce yerel radyolar ardından da yerel televizyon kanalları peş peşe açılmaya başladı. Bugün ülkemizde 232 yerel televizyon kanalı bulunmaktadır. Türkiye de özel televizyon yayıncılığı de facto bir durum olarak ortaya çıkmıştır. Hiç bir hukuki ve teknik alt yapısı yoktur. Biz koşalım nasıl olsa rüzgar arkadan gelir misali özel televizyon yayıncılığı ortaya çıkmıştır. Bugün gerek ulusal gerekse yerel televizyon kanallarının hukuki bir alt yapısı yoktur. Frekans planlaması hala yapılamamıştır. Şu an hiç bir televizyon kanalının frekansı yoktur. Radyo Televizyon Üst Kurulu bu planlamayı hükümetlerin siyasi baskısı nedeniyle gerçekleştirememiştir. Yerel televizyon kanallarının bugünkü bir çok sorununun temelinde yayıncılığa hazırsız yakalanmak yatıyor. Ne teknik alt yapı kurulabilmiş, ne yetişmiş elaman bulunabilmiş, ne hukuki sorunlar çözülebilmiştir. Ancak yinede gelinen mesafe hiçte küçümsenemeyecek kadar büyüktür. Bugün yerel televizyon kanalları kurumsallaşmaya başlamışlar, yayın kalitelerini artırmışlardır. Bütün bunların ötesinde yerel ve demokratik kimliğin etkinliğinin artmasına neden olmuşlardır.

Yerel televizyonlar ve demokrasi

Yerel medyanın, özellikle de yerel televizyon kanallarının demokrasinin kurumsallaşıp kökleşmesi, yurttaşlık bilincinin artması, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesi için sayısız katkıları bulunmaktadır. Yerel Televizyon kanalları demokrasinin akciğerleridir. Sermayenin acımasız bir biçimde ulusal gazete ve televizyonların üzerine çöreklendiği, tekelleştiği bir ortamda yerel medya demokrasinin nefes boruları olmayı sürdürmektedir. Turgut Özal'ın başbakanlığı dönemine kadar devlet güdümünde olan ulusal medya, Özal ve sonrası sermayenin güdümüne geçmiştir. Tabi sermayenin güdümüne girmekle devlet tekelinden kurtulmuş da değildir. Bu sefer daha da beter bir sarmalın içine düşmüştür. Hükümetlerle iş yapan medya patronları, haber- yorum politikalarını hükümetleri rahatsız etmeyecek şekilde götürmektedirler. Halkın tepkisini-sorunlarını bürokratik mekanizmaya taşıması gereken medya, sivil toplum örgütlerinin güçlenmesine çalışması gerek medya, halkın değerlerini görmezden gelmekte, özgürlük alanlarını daraltan hükümet kararlarına destek olmaktadır. Gazeteciliğin temel kuralı olan"haber kutsal, yorum hürdür" anlayışı, yerini "haber de, yorum da patronların istediği gibidir" anlayışına bırakmıştır. Ulusal televizyon kanalları renkliliklere sahip çıkmamakta, farklı olanı devlete isyan etmiş gibi göstermekte, ülkemizi siyah ve beyaz renklerin acımasız kollarına bırakmaktadır. Oysa ülkemiz gerek tarihsel kimliği, gerekse kültürel dokulara göstermiş olduğu hoşgörü nedeniyle bir gökkuşağını andırmaktadır. Ne var ki bugün gelinen noktada ulusal medya patronları devlet ihalelerin almak, teşviklerden yararlanmak, kredi kullanmak adına hükümetin- hükümetlerin borazanı olmuş durumdalar.

Oysa yerel medya;

  • Çoğulculuğun koruyucusudur: Ulusal medyanın tek boyutlu ve aynı tezgahtan çıkmış gündemine karşı yerel medya ve özellikle yerel televizyonlar halkın gerçek gündemine ekranlara taşımaktadır. Ulusal medya, siyasi konjonktüre göre gündemi belirlerken yerel TV’ler ise gündemlerine halka ve halkın değerlerine endekslemişlerdir. Ulusal medya hükümetleri ve onların politikalarını desteklemek gibi bir görev edinmişken, yerellerin böyle bir sorunu yoktur. Ayrıca yerel medya olağanüstü durumlarda kendini şartlara göre ayarlama gibi zorunluluk hissetmezken yani "durumdan vazife çıkartmazken" bu durum ulusal medya için rutin bir hale geldi. Yerel televizyon kanalları hür türlü görüşe saygılı, farklılıkları renklilik sayın bir anlayışa sahiptir. Yerel televizyon kanalları kendilerine resmi gündem edinmezler. Bir kişi yada gruba karşı hükümetin-devletin almış olduğu karara göre değil doğrulara göre yayın yaparlar. Kültürel çoğulculuğa, fikri zenginliğe destek verirler. Kimseye sansür-ambargo uygulamazlar. Ezeli yada ebedi dost ve düşmanları yoktur. Tek dostları akıl, sağduyu, hoşgörüdür. Bütün bu saydığımız nedenlerden dolayı yerel televizyon kanalları çoğulculuğun, çok sesliliğin anahtarı, akciğeridir.
  • Yerel yönetimleri denetlemektedir: Yerel televizyon kanalları bir ilin en yüksek mülki amiri sayılan vali-belediye başkanı-il emniyet müdürü gibi yetkililerin görevlerini tam olarak yerine getirebilmeleri için yol göstermektedirler. Yörenin bakımsız kalmış yollarının tamirinde, belediyelerin açmış olduğu çukurların doldurulmasında, çevreyi tehdit eden, mikrop saçan çöp dağlarının temizlenmesinde, patlayan ve üzerinden aylar geçtiği halde tamir edilmeyen su borularının tamirinde, valinin ya da belediye başkanının yapması gerektiği halde yapmadığı toplantıların takibinde, uyuşturucu satan, haraç toplayan çetelerin yakalanmasında etkin rol oynamaktadır. Bütün bu yanlışların, eksiklilerin düzeltilmesin yerel kanalların büyük rolü olmaktadır. Bütün bunların yanı sıra halkın sorunlarının belediye, valiliğe, emniyet müdürlüğüne taşınmasında, bu sorunların çözümünün takibinde yerel kanalların son derece büyük önemi vardır.
  • Sivil toplum örgütlerinin güçlenmesini sağlamıştır : Yerel televizyon kanallarının ortaya çıkması sivil toplum örgütlerinin çoğalmasına, etkinliklerinin artmasına büyük katkı sağlamıştır. Yerel televizyon kanallarının yerel bürokrasiyi eleştirmesi-yönlendirmesi cılız ve pasif durumda olan sivil toplum örgütlerine cesaret vermiştir. Ayrıca bu sivil toplum örgütleri sık sık yerel televizyon kanallarına çıkarak kendilerini daha iyi anlatma olanağı bulmuşlar, halkımızı bilinçlendirmişlerdir. Çevreyle ilgili sorunlarda çevre koruma derneklerin, sağlıkla ilgili sorunlarda sağlıkla ilgili dernekleri, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün tartışıldığı zamanlarda ise bu konuyla ilgili derneklere söz hakkı vermişlerdir. Böyle olunca da sivil toplum örgütleri görüşlerini geniş halk kesimlerine duyurmuşlar, bu durum neticesinde ise halkımız negatif yada pozitif bir tavır almıştır. Ayrıca yerel televizyon kanalları sivil toplum örgütlerinin kampanyalarını ücretsiz olarak yayınlamışlar, onların kamuoyu oluşturmasına katkıda bulunmuşlardır.
  • Kültürel mirasın ve farklılıkların korunmasında önemli rolü var: Anadolu zengin bir tarihi ve kültürel miras sahip bir coğrafya. Bu coğrafyada asırlar boyu olduğu gibi bugün de farklı din ve medeniyetler yaşamaktadır. Cami-kilise-havra yan yanadır. Yerel televizyon kanalları bu farklılıklara, tarihi eserlere sahip çıkmaktadır. Farklı uygarlıklara ait kültürlere ilişkin belgeseller yapmakta, viran halde bırakılmış tarihi eserlerin onarımına katkıda bulunmaktadır. Araştırmacı-gazetecilik dalında başarılı çalışmalar yapan yerel TV’ler gözden kaçmış, ihmal edilmiş, üstü örtülmüş tarihi eserleri bulup çıkarmakta, onların hangi medeniyete ait olduğunu, bilim adamların eşliğinde tespit ettirmektedir.
  • Tekelleşmeyi önlemiştir: Yerel televizyon kanalları sermayenin gazete ve televizyonları tek elde toplamasının önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Sermaye, elinde bulundurduğu televizyon ve gazetelerle "doğruyu" kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmekte, halkı manüple etmektedir. Yerel televizyon kanalları bu tür tehlikeli tekelleşmenin önüne bir set çekmiştir. Yerel düzeyde hakla aktif bir ilişki içinde bulunan kanallar daha güvenilir, daha objektif yayın yapmaktadırlar. Çünkü halkla yüz yüzedirler. Daha samimi, daha amatör bir ruh yapısına sahiptirler. Kendi dünya görüşleri olmakla birlikte farklılıklara saygılıdırlar. Yerel kanalların yanlış yapma şansları kesinlikle yoktur. Çünkü izleyicilerinin bir kısmı komşusu, eşi dostu, her zaman yüzyüze baktığı kimselerdir. Ayrıca yerel televizyon kanalları merkezi otoriteye bağımlı değildirler. Hükümetlerin politikalarına göre pozisyon değiştirmezler. Çünkü hükümetten teşvik,kredi almamaktadırlar. Çoğulculuğu savunmakta, tek bir tezgahtan üretilen haberlere karşı çıkmaktadırlar. Bu yönüyle yerel televizyon kanalları düşünen, farklılık isteyen, kişi ve grupların akciğeridir.

Yerel televizyonların sorunları

Yerel televizyon kanallarının sivil toplum anlayışının gelişmesi ve demokrasinin kurumsallaşıp kökleşmesine ne tür katkılar yaptığını yukarda belirtmiştik. Bu kanalların kendilerinden beklenen demokratik açılımı sağlayabilmeleri için kurumsal alt yapı ve diğer sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Anadolu'nun dört bir yanında büyük bir özveri ve iyi niyetle yayınlarını sürdürmeye çalışan yerel televizyonların sayısız sorunları bulunmaktadır. Bu sorunları şu başlıklar altında toplamak mümkündür;

  • Mali Sorunlar: Yerel Televizyon kanallarının sorunlarının en başına ekonomik yetersizliği rahatlıkla oturtabiliriz. Bugün ulusal medya, hükümetlerle girdiği siyasi ilişkilerin boyutuna göre teşvik-kredi gibi yardımlar alabilmekteyken, yerel televizyon kanallarının bu tür bir şansı yoktur. Ulusal medya patronları
    seçim öncesi siyasi partilerle, seçim sonrası da hükümetlerle girdiği organik ilişkiler sayesinde ya devlet ihalelerini-KİT'leri ölü fiyatına almakta yada teşvik ve kredi adı altında mali yardımlar alarak yaşamını sürdürmektedir. Oysa yerel televizyon kanalları hiçbir biçimde bu tür bir ilişkiye yanaşmamaktadır. Bu durum yöresel sebepleri olduğu gibi, etik açıdan da bu tür bir ilişki biçimini uygun bulmamaktadırlar. Ulusal medya sahipleri, çalışanlarına dolarla maaş öderken yerel televizyon kanalları ay sonunu gelmesin diye dua etmektedirler. Yerel televizyon kanalları devlet tarafından desteklenmediği için çalışanlarının durumu içler acısıdır. Bugün bir kameraman 80-100 milyon arası, bir muhabir 100-120 arası bir haber müdürü 120-150 arası bir maaşla çalışmaktadırlar. Bu kadar düşük maaşları bile ödemekte güçlük çekmektedirler. Hatta bazı yerel kanallar sadece teknik hizmet gören muhabir-kameraman-montajcı gibi çalışanlara ücret ödemekte, program yapımcılarına herhangi bir ücret ödememekte-ödeyememektedir. Mali yetersizlik sadece personel maaşlarını yansımamaktadır. Personelin kısıtlı olmasına da neden olmaktadır. Bir kameraman hem montajcılık, hem ışıkçılık yeri geldiği zamanda muhabirlik yapmaktadır. Görüldüğü gibi ekonomik yetersizlik branşlaşmanın önüne geçmiştir. Bütün bunların yanı sıra mali yetersizlik nedeniyle teknolojik açıdan sıkıntı çekilmektedir. Yerel kanallar VHS ya da SVHS sistemden hala BETECAM sisteme geçememişlerdir. Vericileri sınırlıdır. Montaj setleri yetersizdir. Oysa gerek devletimiz (belli bir dönem ben devlet tekeline karşıyım) gerekse özel sermaye sahipleri yerel televizyon kanallarına sahip çıkmalıdırlar. Devletimiz yerel kanalları KOBİ kapsamına alabilir, özel sermaye ise ulusala akıttığı reklamların bir bölümüne yerel kanallara kaydırabilir. Böyle olmadığı için yerel televizyon kanalları mali sıkıntılar altında ezilmekte, yayın kalitesi düşmekte, personeli verimsizleşmektedir. Bütün bunlara rağmen yerel medya yorgun fakat asla taviz vermeyen onurlu bir savaşçı gibi dimdik ayaktadır.
    Bütün bunlara ilaveten son derece zor koşullar altında yayın yapan yerel televizyon kanallarından Radyo Televizyon Üst Kurulu tarafından, yüzde yüzde 5 oranında bir reklam payı alınmaktadır. Bu oran, ulusal kanallarla aynıdır ve zor koşullar altında yayın yapan yerel kanallar için son derece fazladır. Bu oranların aşağı çekilmesi, yerel yayıncılığın güçlenmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Ayrıca, RTÜK'ün yüzde 5'lik kesintisinin yanı sıra, eğitime katkı payı adı altında da, yüzde 5 oranında bir kesinti yapılması yerel kanalları iyice zora sokmuştur.
  • İdari sorunlar: Yerel televizyon kanallarının kendi bünyelerinden kaynaklanan sorunları olduğu gibi çevreden kaynaklanan sorunları da var. Bunların başında idari sorunlar geliyor. Yerel televizyon kanalları RTÜK'ün talimatıyla il emniyet müdürü yada valinin tasallutu altındadırlar. Sınırların ve yasakların kalktı bir dünyada bir televizyon kanalının bürokrasinin emrine verilmesi söz konusu olmamalıdır. Renkliliğe ve farklılığa açık televizyon yayınını yapmak neredeyse imkansız hale gelmiştir. Vali yada emniyet müdürü, kendi hukuk bilgileri doğrultusunda yapılan her yayından sonra telefona sarılmakta, bu istasyonları hizaya getirmek istemektedir. Tabi burada, bütün vali ya da emniyet müdürlerini suçlamıyorum. Hoşgörülü, demokratik terbiyeyi sahip yöneticilerimiz elbette vardır. Hem bu sorun bir valinin yada emniyet müdürünün sorunu değildir. Bu sorun yürütmenin yani bakanlar kurulunun sorunudur. Belki de merkeziyetçi devletin sorunudur. Sonuçta vali ya da emniyet müdürü kendilerine verilen direktifler doğrultusunda hareket ediyor. Bunun yanı sıra RTÜK yasasında çeşitli boşluklar vardır. Yasakların sınırının nerede başlayıp nerede bittiği belli değildir. Bu yasakların sınırlarının iyi çizilmesi, demokratik hukuk devleti mantığına uygun olmalıdır. Elbette ülkenin birlik bütünlüğüne kast eden-bölücülük- irtica gibi unsurlar cezasız kalmamalıdır. Ancak bunun sınırları iyi çizilmelidir. Sonra siyah ve beyaz arasında kalan bir dünyada yaşarız. Oysa yerel kanallar herkesi gökkuşağı renginden bir dünyaya davet ediyor.
  • Eğitim sorunu: Üzerinde durulması gereken sorunlardan bir diğeri ise yerel kanalların eğitim sorunu. Bilindiği gibi ülkemiz 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde özel kanallarla tanıştı. Bu tanışma biraz hazırlıksız oldu. Kurumsal alt yapı yetersizliği ve kalifiye elaman sorunlarıyla karşılaşıldı. Ulusal
    televizyon kanalları kalifiye elaman sorunun çözmek için büyük paralarla TRT'den yetişmiş programcıları, spikerleri, teknik elemanları transfer etti. Oysa yerel televizyon kanallarının böyle bir olanağı yoktu. Birincisi mali olarak ciddi yetersizlik içindeydiler, ikincisi ise hiçbir TRT çalışanı Ankara-İstanbul gibi büyük şehirlerden taşraya gitmek istemezlerdi. Gerçi bu ikinci tezin doğruluğu ya da yanlışlığı para olmadığı için ispatlanamadı. Aslında Türkiye'de rutin olan bir şeydi hazırlıksız yakalanmak. Sen koş nasıl olsa rüzgar arkadan gelir misali. Özel kanalların açılmasıyla birlikte birden çoğalan yerel kanallar, bu yetersizliklerini kendileri kapatmaya çalıştılarsa arzu edilen başarıyı yakalayamadılar. Halen yerel kanallarda başarılı- yetişmiş spiker, başarılı programcı iyi bir teknik ekip eksikliği bulunmaktadır. Kamerayı kullanan, montaj setini de kullanmaktadır. Branşlaşma söz konusu olmamıştır. Bir kişi bir kaç değişik program yapmakta, bu nedenle programlarına iyi hazırlanamamaktadır. Sabah saat 07.00 haber sunan bir spiker gece 24.00'de haber sunmaktadır. Program yapan kişilerin hiçbir şekilde mesleki deneyimleri yoktur. Yani yerel kanallar pratikten teoriye ulaşma çabası içerisindedirler.
  • Teknik sorunlar: Yerel Televizyon kanallarına yönelik yapılan eleştirilerden bir diğeri ise yayın kalitesinin düşük olduğuna ilişkin. Doğrusunu söylemek gerekirse bu tespit doğrudur. Bununla birlikte yerel TV istasyonlarının kitleye ulaşım ağı sınırlıdır. Bunun hukuki nedenleri olduğu gibi teknik nedenleri de vardır. Hukuki sorunlara ilerde değineceğim için bu konuyu geçerek teknik nedenler üzerinde durmak istiyorum. Yerel televizyon kanallarının çoğu vhs-svhs denilen ilkel bir sistemle yayın yapmaktadırlar. Anlaşılabilmesi için sadeleştirecek olursak, düğünlerde kullanılan kameralarla, evlerimizde kullandığımız videolarla işi götürmeye çalışmaktadırlar. Montaj setleri, kameraları yetersizdir. Habere gitmek için kullanılan araç sayısı yetersizdir. Hatta kimi televizyon kanallarının araçları bile yoktur. Program ve belgesel yapımında sıkıntıları çoktur. Çünkü belgesel türü programlara ayıracak teknik alt yapı ve elaman eksikliği vardır. Yine yukarıda da belirttiğimiz gibi teknik alanda bir ayrışma-uzmanlaşma olayı söz konusu değildir. Kullanılan vericiler sınırlı, güç olarak da zayıftır.
  • Hukuki sorunlar: 3984 Sayılı Kanu’na ek olarak çıkartılan 10 Mart 1995 tarihli Radyo ve Televizyon Yayın İzin ve Lisans Yönetmeliği’nin 1. Bölümünün 29. Maddesinde yer alan hüküm lokal yayıncılığı yerel ve bölgesel tanımla coğrafi olarak ayırmıştır. Bu mevcut durum bir ilin coğrafi olarak tamamına yerel tanımıyla televizyon yayını yapılmasına engel teşkil etmektedir. Bu yönetmeliğe göre bir ilin merkezinde yayın yapan diyelim ki, A televizyonu ilçelere yayın yapamıyor. Daha da somutlaştıracak olursak, Ankara da yayın yapan Ostim TV, bu tanım gereği Ankara'nın Polatlı ilçesine yayın yapamıyor. Bu televizyon ancak şehir merkezine yayın yapabiliyor. Halbuki bu televizyonun vermiş
    olduğu hizmetten Ankara'nın tamamının faydalanması gerekmektedir. Bir vali nasıl sadece merkezin valisi değil de bütün ilin valisi ise yerel televizyon kanalıda bir ilin tamamının televizyonudur. Bu kısıtlama nedeniyle bir televizyon kanalının Ankara'nın tamamına yayın yapması imkansızdır. 3984 Sayılı RTÜK Kanunu’nun 26. Maddesinde ifade edilen 'yeniden iletim' yasağı çağdaş yayıncılık anlayışı dikkate alındığında çağın gerisinde kalmıştır. Bu yasak nedeniyle yerel televizyon kanalları ortak yayın yapamamaktadırlar. Diyelim ki, Ankara da memur eylemlerini, yerel televizyon kanalları aynı anda canlı olarak yayınlamak istemektedirler. Bu yasak nedeniyle yerel kanallar aynı anda canlı yayın gerçekleştiremiyorlar. 9 Ağustos 1998 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren Basın Kartları Yönetmeliği’nin 25. Maddesi'nin (c) fıkrasının 1. paragrafında belirtilen frekans tahsis ve tescil işlemlerinin tamamlanması hükmü inisiyatifimiz dışındadır. Bu sebeple büyük bir hak kaybı söz konusudur. En azından şu anki uygulamada bu hükmün RTÜK'e frekans tahsisi için müracaat hakkı elde edenler şeklinde kabul edilerek uygulanması gerekmektedir. Anadolu'da büyük fedakarlıklarla gazetecilik mesleğini yapan yerel televizyon mensuplarına sarı basın kartı hakkı verilmemesi son derece büyük bir haksızlıktır.

Yerel televizyonlar nasıl güçlendirilir?

Yerel televizyon kanallarını güçlendirilebilmesi için devletin yapması gerekenler var. Ben, devlet desteğini belirli bir dönem kabul edilebilir buluyorum. Yerel kanallar kurumsal alt yapı olarak güçlendikleri takdirde, devlet desteğine ihtiyaçları kalmayacaktır. Bunun yanı sıra özel sektörün yapması gerekenler var. Devletin yapması gerekenleri şöyle sıralayalım;

  • Yerel Televizyon kanallarının da tıpkı yerel gazetelerde olduğu gibi resmi ilanlardan yararlanması, onların ekonomik olarak güçlenmesine ciddi bir katkı sağlayacaktır.
  • Radyo Televizyon Üst Kurulu bugünkü yapısı ile sadece bir denetim mekanizması görevini üstlenmektedir. Bu kurum ismini sadece verdiği cezalar ve ekran karartmalarla duyurmaktadır. Halbuki çağdaş bir yayıncılık için Radyo Televizyon Üst Kurulunun sadece denetim yapan bir kurum olmaktan çıkartılması yayın kalitesinin yükseltilmesi içinde çalışan bir kurum haline gelmesi gerekmektedir. (Bu konuda, Yerel Televizyonlar Birliği olarak işbirliği yaptığımız uluslararası kuruluşların bizim talebimiz üzerine, birliğimize ilettikleri ciddi önerileri mevcuttur.)
  • RTÜK'te YÖK benzeri bir yapılanma, gerek yerel gerekse ulusal yayıncılığın demokratik karakterini bozacağı için, bu tür yapılanmalara gidilmemeli, Seçimi Meclis yapmalı, bununla birlikte seçimler sırasında da siyasi partiler, seçim kaybetmiş milletvekillerini buraya aday gösterememelidirler.
  • Radyo Televizyon Üst Kurulu adını sık sık ekran karartmalarla duyurmaktadır. Ekran karartma olayına son verilmesi bunu yerine ağır para cezalarının getirilmesi uygun olacaktır.
  • RTÜK'ün teçhizat donanımı Türkiye gibi geniş bir ülkede monitoringi sağlıklı yapacak, ayrıca esas görev olan frekans planlamasını yapacak kapasitede olmalıdır.
  • Merkeze otoriteye bağlı vali-il emniyet müdürü gibi bürokratların yerel televizyonların denetimi konusunda yetkileri sınırlandırılmalıdır.
  • Yerel televizyon kanalları KOBİ kapsamına alınmalıdır. Buna ilaveten TRT bünyesinde açılacak okullarla yerel televizyon kanalı çalışanları teknik ve programcılık bölümlerinde eğitilmelidirler.

Özel sektörün yapması gerekenler;

  • Ulusal televizyon kanallara ayrılan reklam payı çok büyük ve korkunçtur. Üstelikte ulusal televizyon kanalları saygınlığını-güvenilirliğini yitirmiştir. Tüketici yada müşteri çok fazla izleyiciye ulaşımla birlikte güven aramaktadır. Buna rağmen özel sektörün temsilcileri reklamların yüzde 87'ini ulusal medyaya aktarmaktadır. Oysa yerel televizyon kanalları aynı reklamı daha çok uygun bir fiyata yayınlayabilirler. Ayrıca yerel televizyon kanallarına izleyiciler daha çok güvendiği için reklamın inandırıcılığı artar.
  • Reklam veren yerel televizyon kanallarına sahip çıkarsa, ulusal medyanın tekeli kırılacaktır. Rekabet ortamı yaratılacak, bundan hem reklam veren hem de yerel kanal istifade edecektir.
  • Büyük firmalar ulusal kanallarla yapmış oldukları sponsorluk anlaşmalarını yerel televizyon kanallarıyla da yapabilirler. Böylece hem yerel kanal güçlenecek hem de sponsor firma daha ucuza işini görmüş olacaktır.