JURNAL.NET - Meslekiçi Haberleşme Sitesi

Jurnal.net - Araştırma

 

 

TBMM, RTÜK ve Yayıncıların
Sorumluluğu Işığında RTÜK’ün Özerkliği

Dr. Cengiz Özdiker

Türkiye’de 1990 yılından bu yana radyo ve televizyon alanında fiilen “özel yayıncılığın” başlatılmasıyla doğan karmaşa sonrasında T.C. Anayasasının 133 üncü maddesinde yapılan 8.7.1993 tarihli değişiklikle “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” hükmü getirildi. Bu anayasal değişiklik, tekel durumundaki kamu yayıncılığından özel yayıncılığı da kapsayan “çoğulcu” yayıncılığın başlangıcı oldu.

Anayasanın öngördüğü “düzenleme görevi”ni yerine getirmek üzere 3984 Sayılı Kanunla Radyo ve Televizyon Üst Kurulu kuruldu. RTÜK Üyelerinin “atama” yoluyla değil, Yasama organının 550 üyesi tarafından “seçilmesi”, kuruluş amacı ve işlevlerin yerine getirilmesi yanında özerklik ve tarafsızlığı korumak bakımından da çok önemli olduğundan yayıncılığın düzenlenmesi ve denetlenmesi hassas bir dengeye oturtuldu. TBMM özel bir yasa sonucu kurduğu RTÜK’e ve üyelik görevi yüklediği şahsiyetlere bir anlamda kefil olurken, seçimle kazanılan bu kamusal görevlendirmeyle, “RTÜK Üyeliği” ne özel yetki ve sorumluluklar yüklendi.

RTÜK’ün görev alanı diğer kamu kuruluşlarından farklı bir yaklaşımla düzenlenirken, genel manada görev alanına giren başlıca konular, görsel ve işitsel yayıncılıkla ilgili düzenleme (araştırma, inceleme, yönlendirme) ve denetimleri (idari, mali, teknik) kapsamak, artık 65 milyon vatandaş ve hanelerde bulunan 25 milyonu aşkın televizyon ve radyo cihazıyla sunulan yayın ve yayınların etkisi yanında 1400’e yakın radyo ve televizyon kuruluşu “kurumlaşmasını” sürdürmekte olan RTÜK’ten sorulmaktadır.

Üçüncü binli yıllara girerken bir bütün olarak kamunun ve yayıncılığımızın önünde pek çok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların aşılması amacıyla, TBMM tarafından çıkartılan 3984 sayılı kanun, yayıncılığın düzenlenme ve denetlenmesi için oluşturulan RTÜK’ün özerkliğini esas kılmış ve özerkliğin korunması ve bu yasayı gereken etkinlikte uygulamak üzere TBMM Üyesi Milletvekilleri tarafından seçilen RTÜK Üyeleri özel ve güçlü bir statüye kavuşturulmuştur. Bağımsız bir düzenleyici otorite olarak RTÜK’ün özerkliği yönünde yasa koyucu, uygulamacı ve yayıncıların ciddi sorumlulukları bulunmaktadır. Türkiye’de özel yayıncılığın çoğulculuk ilkesine uygun, tekelleşme eğilimlerinden uzak ve özdenetimin hakim olduğu sorumlu bir yapı bütünlüğünde olması yanında, gelişen çoğulcu demokrasi anlayışına paralel bir şekilde kamusal yayıncılığın etkin bir konuma kavuşturulması beklenmektedir.

‘Basın’dan ‘medya’ya radyo ve televizyon yayıncılığı

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında basın ve yayımla ilgili hükümler “Basın hürdür, sansür edilemez...” ifadesiyle başlamakta olup, aynı maddenin 3. fıkrasında “Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” denilmektedir.

Basın Kanunu’nda (15.7.1950 tarih ve 5680 sayılı) basının tanımı; “Basın serbesttir. Basılmış eserlerle bunların neşri bu kanunda yazılı hükümlere tabidir. (Md:1) Bu kanun hükümlerine göre basılmış eserlerden maksat, neşredilmek üzere tabi aletleriyle basılan veya sair her türlü vasıtalarla çoğaltılan yazılar ve resimler gibi eserlerdir.” şeklinde yapılmıştır.

Basın Kanunu’nun çıktığı 1950’li yıllarda televizyon yayıncılığı olmadığından, mevzuat ağırlıklı olarak yazılı basın üzerine kurulmuş olduğu halde, “Basılmış eserlerin herkesin görebileceği veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi veya satılması veya satışa arzı ‘neşir’ sayılır” (Md:3) ifadesi günümüz yayıncılığını da kapsamaktadır. Bugün “basın” teriminin yerine “medya” terimi yoğunlukla kullanılmakta olup, günümüz Türkiyesi’nin ulusal-bölgesel-yerel medyasında etkinlik yönünden televizyonlar (230 kanal) önde gelmekte, daha sonra gazete ve dergiler (3.500 yayın) ile radyolar (1.176 kanal) sayılmaktadır.

Türkiye’de kayıtlara göre; 16 Ulusal, 15 Bölgesel ve 230 Yerel televizyon; 36 Ulusal, 108 Bölgesel ve 1.055 Yerel radyo; toplam 1.329 kuruluş yayın yapmakta ya da yayın yapmaya çalışmaktadır. Yayıncılığın gündemindeki sorunlar ayrı bir inceleme konusudur.

İletişim teknolojisi ve bilgi toplumunun kesiştiği halkada önemli bir yeri olan “medya”, insanlara geniş bir pencere açmakta ve gerçeklerin yanında gerçeğin ötesinde farklı dünyalar yaratabilmektedir. Medya, toplumsal yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol üstlenmiştir. Tüm bu gelişmelere karşılık, demokrasilerde yasama, yürütme ve yargı erkinden sonra dördüncü kuvvet olarak tanımlanan basın (medya), temel işlevleri ve uygulamaları yanında ilke ve sorumlulukları açısından da ciddi şekilde sorgulanır hale gelmiştir.

Ülkemizde özel yayıncılığın gelişimine paralel hukuki düzenleme arayışları hükümetlerin, yayıncıların, akademisyenlerin ve vatandaşların gündeminde yoğun olarak yeralmış, doğal olarak RTÜK’ün kurulmasından sonra da uygulamalar sürekli tartışılmıştır. Bazı çevrelerce RTÜK’ün “sansürcü” şeklinde sıfatlandırılması doğru olmayıp, haksız ve kasıtlıdır. Zira, Üst Kurul herhangi bir şekilde öndenetim yapmamakta, yayıncı kuruluşları yayın öncesinde incelememekte ve uyarmamaktadır. Ancak, yasal düzenlemelerin gerektirdiği ve herkesce bilinen ve bilinmesi gereken hükümlerle ‘yayın sonrasında’ karar verilmektedir.

Radyo ve televizyon yayıncılığı açısından “düzenleme” ve “denetleme” görevlerini RTÜK’e veren Yasa Koyucu (TBMM), başlıca “yayın ilkeleri”ni, (Md:4) Radyo ve televizyon yayınlarının kamu hizmeti anlayışı içerisinde; (a) Türkiye Cumhuriyetinin varlık ve bağımsızlığına, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, (b) Toplumun millî ve manevî değerlerine, (c) Anayasanın Genel Esaslar kısmında yer alan ilkelere, demokratik kurullara ve kişi haklarına, (d) Genel ahlâk, toplum huzuru ve Türk aile yapısına, (e) Anlatım özgürlüğüne, iletişim ve yayında çoğulculuk esasına, (f) İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî inançları dolayısıyla hiç bir şekilde kınanmaması ilkesine, (g) Toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevkeden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkân verilmemesi ilkesine, aykırı olmamak gibi belirlerken, yayınların belirlenmiş diğer mevzuat hükümlerine uygun olarak yapılması da açıkca tanımlanmıştır.

Yayıncılığın düzenlenmesi ve denetiminde idari, mali ve teknik konular

RTÜK Türk basını ve yayıncılığı bakımından önemli bir ihtiyaç olup, görsel ve işitsel yayıncılığın yapıldığı tüm demokratik ülkelerde RTÜK benzeri kuruluşlar (bağımsız otoriteler) yer almakta ve bu ülkelerin hemen tümünde yayın durdurma cezaları bulunmaktadır. Önemli olan bir tür bağımsız otorite niteliğindeki RTÜK benzeri kuruluşların; işlevleri, idari ve mali özerkliği yanında etkinliğinin vazgeçilmezliğidir.

RTÜK Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığınca yapılan “İmaj Araştırması”nda Üst Kurulun radyo ve televizyon kanalları ve yayınları hakkında yaptığı değerlendirmeler ile verdiği “uyarı” ve “geçici bir süre ile durdurma” kararlarına yönelik vatandaşların görüşlerine başvurulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre müeyyidelerle ilgili olarak; 7.385 örneklemde 5.288 kişi, katılanların yüzde 72’si olumlu, 2.097 kişi, yüzde 28’i ise olumsuz kanaat bildirmiştir. Türkiye genelinde 7 coğrafi bölgede ve 22 ilde 6.614 kişiyle yapılan Türkiye Televizyon Yayınları Araştırması’nda da RTÜK müeyyideleri olumlu karşılayanların oranı yüzde 74.53 olarak sonuçlanmıştır. Vatandaş RTÜK’ü benimsemiştir ve bu kurumdan beklentiler içerisindedir.

Nitekim RTÜK tarafından kurulan ALO RTÜK “178” özel hattına ulaşan bulgular bütünleşik olarak değerlendirildiğinde 10 Ocak 1998 tarihinden itibaren faaliyet gösteren bu hattı, iki yıl içerisinde 39.973 vatandaş aramış ve genel toplam 74.720 şikayet/beğeni/talep bildirmiştir. Bu hatta ayda ortalama 1.666 vatandaşın arayıp 3.113 ayrı konu bildirdiği; günlük ortalama 56 kişinin hattı arayarak 104 ayrı konuda şikayet/ beğeni/talep bildirdiği görülmektedir. Bu hatta ulaşan şikayetlerin, hangi programdan dolayı geldiğinin dökümü yapıldığında, 1998 yılında “haber programları” birinci sırada yer almışken, 1999 yılında “yarışma programları” ilk sıraya yükselmiştir. ALO RTÜK’ün kurulduğundan bu yana en çok şikayet alan televizyon kanalları; ATV (15.734 şikayet), SHOW TV (14.176 şikayet), KANAL D (13.584 şikayet), INTER STAR (10.615 şikayet) olmuştur.

Değerlendirmeye tabi tutulan iki yıl içerisinde; “Genel ahlaka aykırılık” konusunda toplam 6.652, “Cinsellik/erotizm” konusunda 6.341 ve “Ahlaka aykırı hareket ve davranış” konusunda 5.372 şikayetin bu hatta ulaştığı görülmüştür. Ulusal/Bölgesel/Yerel tüm radyolar için toplam 2.129 kişi aramış ve 4.543 şikayette bulunmuştur. Bir yıllık çalışma döneminde (11 Ocak 1999-31 Aralık 1999), 23.036 vatandaşımız tarafından aranılan ve toplam 50.941 mesaj iletilen ALO RTÜK’ü, bir ayda ortalama 1.920 vatandaşın arayarak 4.245; bir günde ise 64 vatandaşın 142 ayrı konuda şikayet, beğeni veya talep bildirmesi ülke yayıncılığına yönelik vatandaş duyarlılığının bir kanıtı olmak yanında, RTÜK’ün hizmete başlattığı ALO RTÜK hattının da vatandaşlar tarafından benimsendiğini de açıkca göstermektedir.

3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un geçici maddesine göre yukarıdaki sayıyı sınırlandıracak şekilde “frekans tahsisleri”nin 4 ay gibi kısa bir sürede verilmesi öngörülmüş, ancak 6 yıllık bir sürede yayıncı kuruluşların ihale sürecini takiben “yayıncılık lisansı” verilememiştir. Frekans tahsislerinin zamanında yapılamaması devlet bütçesine önemli büyüklükteki kaynağın girmesini gecik-tirmiş, bir anlamda önemli ölçüde kamu zararı doğmuştur. Bu durum yayıncı kuruluşların fiili olarak yayıncılık faaliyetlerini sürdürmelerine engel teşkil etmemiş, kamu zararına karşılık yayıncı kuruluşlarının gelirleri artmıştır.

Ülkemizde reklam pastası RTÜK’ün kurulduğu 1995’den günümüze yaklaşık 1,5 milyar ABD Doları düzeyinde bir oluşum göstermektedir. Toplam reklam harcamaları 1999 yılında iki katrilyon 130 trilyon lira olarak gerçekleşmiş, bunun Bir katrilyon 490 trilyonu televizyon reklamları harcaması olmuştur. Bu rakam brüt değerleri ifade ettiğinden, harcamalardan reklamcı komisyonu düşüldükten sonraki brüt reklam gelirleri sektörün mali gelirlerini oluşturmaktadır. RTÜK’ce radyo ve televizyonların reklam gelirlerinden tahsil edilen ilk üç yıl için % 4, daha sonra % 5 oranındaki RTÜK’ün reklam gelirlerindeki payı “yayıncı kuruluşların beyanına bağlı olarak” sanılan büyüklüğe ulaşmamıştır.

Radyo ve televizyonların reklam gelirlerinden tahsil edilen Üst Kurul payı 1995’te 741 milyar 301 milyon 936 bin lira; 1996 yılında 1 trilyon 37 milyar 720 milyon 699 bin TL’dir. 1997 yılının Nisan ayına kadar % 4 daha sonraki yıllar için % 5 olarak tahsil edilen bu rakam, 1997’de 2 trilyon 632 milyar 873 milyon 346 bin TL., 1998 yılında, 4 trilyon 365 milyar 525 milyon 456 bin TL., 1999 yılında 6 trilyon 275 milyar 986 milyon 344 bin TL.’dir. Bu kaynağın büyük bir bölümü ulusal yayıncılardan elde edilmiş, yerel medya kendisinden beklenilen etkinliğe rakamsal olarak ulaşamamıştır.

Reklam gelirleri payı konusunun ciddi bir araştırma ve denetim gerektirdiği ortada olup, yayıncılığın gelişimine paralel olarak yayıncıların reklam gelirlerinden sağladıkları kaynağı yayıncılığın dinamiğine uygun olarak kaliteli yapımlarla, eğitim ve kültür yayınlarına yönlendirmedikleri de ciddi bir eleştiri konusudur.

RTÜK’ün özerkliği

Ülkemizin yeni yayın alanı ile idari yapımızla, “özerk ve tarafsız” bir kamu kuruluşu olan RTÜK, Türk pozitif hukukuna yeni hukuksal düzenlemeler getirmiş; böylece kapsamlı yayın alanının düzenlenmesi, denetimi, uygulanacak yaptırımlar, Üst Kurulun görev ve yetki alanı içine girmiştir. Kamu tüzel kişiliğine sahip olan RTÜK, “özerkliğini” Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndan almaktadır.

RTÜK’ün kurulduğu 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’un amacı; (Md:1) “radyo ve televizyon yayınlarının düzenlenmesine ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarına ilişkin esas ve usulleri belirlemek” olarak hükme bağlanmış ve Kanunun kapsamı (Md:2) “her türlü teknik, usul ve araçlarla ve her ne isim altında olursa olsun elektromanyetik dalga ve diğer yollarla yurt içine ve dışına yapılan radyo ve televizyon yayınları ile ilgili hususları kapsar.” şeklinde düzenlenmiştir.

Radyo ve televizyon faaliyetlerini düzenlemek amacıyla özerk ve tarafsız bir kamu tüzelkişiliği niteliğinde kurulan (Md:5) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun görev ve yetkileri değerlendirildiğinde, RTÜK’ün Türk hukuk sistemi içerisinde basın / medya’nın düzenlenmesi yönünden özel bir konumu olduğu görülmektedir. (Md:8) Bu düzenlemenin hukuki çerçeve dışında bağımsız bir otorite tarafından gerçekleştirilmesi, işlevsel düzenleme yanında tarafların haklarının korunması açısından da önem taşımaktadır.

Kurulduğu 12 Mayıs 1994’den bu yana düzenleme ve denetim faaliyetlerini sürdüren RTÜK de, bir taraftan teşkilatlanma faaliyetleri yürütülürken diğer taraftan hukuki düzenle-melere ilişkin son derece yoğun çalışmalar yapılmış, çıkartılan yönetmeliklerle yasanın ve yasal arayışların gerektirdiği ilk düzenlemeler tamamlanmıştır. RTÜK’ün oluşum biçimi ve mevcut görünümünün reorganizasyonu, kamu otoritesiyle beraber kamu ve özel yayıncılığın bütününe yönelik ihtiyaçların belirlenmesi ve sektörel koordinasyonun sağlıklı bir zemine oturtulması ile mümkündür.

Özerklik, kamu tüzel kişisinin “işlevi” ile bağıntılı olarak pek çok biçimde tezahür edebilir. RTÜK’ün Anayasal işlevlerinin başında “kamu yararı”nın gözetilmesi ve korunması gelmektedir. Bu durumda, radyo ve televizyon yayıncılığının düzenlenmesi ve yayıncı kuruluşların denetlenmesinde “kamu yararı”nın gözetilmesi ve korun-ması özerkliğin içeriğini belirlemekte, kapsam ve sınırlarını göstermektedir.

RTÜK’ün Anayasamızdan kaynaklanan işlevini yerine getirebilmesi, ancak tam bir idari ve mali serbestliğe ve işlevine uygun bir örgünleşmeye sahip olması halinde mümkündür. Buna göre, 3984 Sayılı Kanunun yayımlandığı ve uygulandığı altı yıllık süreç ışığında yayıncılığı düzenleyen ve denetleyen konumuyla birlikte RTÜK’ün “özerklik değerini” taşıyıp taşımadığı tartışılmalıdır.

Özerklik, RTÜK’ün işlevinin kaynağından gelen kamu yararı, hak ve sorumluluklar çerçevesinde kaynağı güçlendirmek ya da iyileştirmekle anlam kazanacaktır. Örneğin, hiç kimse ya da kurum RTÜK’ten kanun ve yönetmeliklerinde yer alan çerçevenin dışına çıkılmasını isteme hakkına sahip değildir. Koalisyon Hükümeti liderlerinin üzerinde yeterli çalışma yapılmaksızın TBMM’ye gönderdiği kanun tasarısında RTÜK’ün Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun denetimi altına alınma düşüncesi ciddi kaygıları da beraberinde getirmektedir. RTÜK, ya TBMM Hesapları İnceleme Komisyonu gibi bir oluşumla denetlenmeli ya da Sayıştay’ın denetimine alınmalıdır.

Diğer taraftan, gerekçesi ne olursa olsun RTÜK bütçesinden başka fonlara yapılan önemli miktardaki kaynak aktarımı -TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda 5 Trilyon TL Sosyal Hizmetler Fonuna aktarılmıştı- tartışmalı bir gelişme olup, anayasal bir düzenlemeden hareketle kuruluş amacı, işlevi ve yapısı yönünden önemli bir konumu olan RTÜK’ün özerkliğine mali açıdan önemli bir darbe vurabilecektir. TBMM’ye sevkedilen kanun tasarısında da RTÜK’ün yıllık bütçesinden harcanmayan miktarın yıl sonunda Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Katkı Fonuna aktarılacağı hükmü, son derece yersiz olup, gerek 4481 sayılı ve gerekse 3294 sayılı kanunların RTÜK gelirleriyle ilgili maddeleriyle de çelişmektedir.

TBMM, RTÜK ve Yayıncıların sorumluluğu

Son yıllarda toplumun hemen her kesiminde yaşanan erozyon / korozyon basın yayın alanında da yaşanmaktadır. Kısa vadede toplumların yönetiminde ve yönlendirilme-sinde etkili olan ve yasama, yürütme ve yargı güçlerine ilaveten dördüncü kuvvet olarak tanımlanan “basın/medya”, uzun vadede, toplumların oluşup gelişmesinde ve yönlendirilmesinde; yasama, yürütme ve yargı güçlerinin kullanılma biçimlerinin şekillendirilmesinde geniş anlamda, tek kuvvettir. Ancak, işlev ve etki bakımından önemli olan bu toplumsal kurumun, verimli ve etkili olarak çalışabilmesi ile gelişebilmesi için ‘kamu yararı’ ilkesini önemle koruması ve geliştirmesi gerekir.

RTÜK’ün yayıncılık alanında yaşanan hızlı gelişme ve değişime hoşgö-rüyle yaklaştığı ve yayıncıları özdenetim konusunda duyarlı davranmaya teşvik ettiği bilinmektedir. Türk kamuoyunda “kapatma” ya da “ekran karartma” adıyla tanınan işlemler değerlendirildiğinde, ülkemizde bu açıdan yaşanan sorun RTÜK’ten çok, radyo ve televizyon yayınlarının niteliğinde, daha önemlisi de bazı uygulamacıların kural tanımazlığında, diğer bir ifadeyle özdenetim yoksunluğunda aranmalıdır. Yayıncılar, kendi dinamikleri açısından da son derece önemli olan “özdenetime”, maalesef yeterli düzeyde başvurmamaktadırlar.

RTÜK Kanunu’nun sıklıkla tartışılan maddelerinden birisi de özel radyo ve televizyon-ların “Kuruluş ve Hisse Oranları” dır. Türk basınında çoğulculuk ortamının kaybolduğu, ciddi boyutta tekelciliğin yaşandığı ve sahiplik konusundaki hukuki düzenlemelerin yeterli etkinlikte uygulanamadığı da bir gerçektir. Durum böyleyken, Türkiye’de basın piyasasının en büyük ticari grubunun sahibi konumundaki Aydın Doğan’ın, Devleti yönetenlerin de katıldığı CNN TÜRK’ün birinci kuruluş yıldönümünde, RTÜK’ü siyasi araç olarak ve medyanın önündeki en büyük engel şeklinde nitelemesi ve “RTÜK yasası ülkemizde medya üzerinden siyaset yapma aracı haline gelmiştir” sözlerinin doğru olmadığı, sadece hukuki gerçeklerle değil, Türk toplum hayatında pek çok atasözü ve teşbih sanatıyla, “...... güçlü olunca, haklı suçlu olur” misali açıklanabilir.

RTÜK’ce müeyyideler genel olarak terör, şiddet, genel ahlak, kişi hakları gibi konularda uygulanmış olup, müeyyidelerin istatistiği 1994 yılından 20 Eylül 2000 tarihine kadar toplam “uyarı” sayısı: 710, toplam “geçici bir süre yayın durdurma” sayısı: 458‘dir. Ulusal, Bölgesel ve Yerel yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarına verilen ‘Uyarı’ ve ‘Geçici Süreyle Yayın Durdurma’ kararlarının dökümü şöyledir:

Tablo I : RTÜK MÜEYYİDELERİ

  Televizyonlar Radyolar Toplam Müeyyide
Uyarı Durdurma Uyarı Durdurma Uyarı Durdurma
ULUSAL 171 172 40 46 211 218
BÖLGESEL 23 8 38 21 61 29
YEREL 219 108 219 103 438 211
Toplam 413 288 297 170 710 458

Yukarıdaki tablodan yoğunlukla uygulanan müeyyidelerin dahi caydırıcılık sağlayamadığı görülmektedir. Yayıncıların sorumlu davranmaları ve etkin bir özdenetim uygulamalarını sağlamak, dolayısıyla yayın ihlallerini en aza indirmek için önemli miktarlarda para cezası verilmelidir. ?öyle ki, yayıncı kuruluşun ekranının karartılması yerine bir günlük hasılatı (Brüt reklam geliri) ceza olarak alınabilir, ihlalin tekrarı halinde artan oranlarda parasal yükümlülüğün kamuya ödenmesi sağlanarak, yayıncılar etkin bir otokontrole zorlanabilir.

Para cezası yoluyla sağlanacak kaynak da, toplumun ihtiyacı olan “kamusal reklam” yoluyla zorunlu yayınlar (trafik, orman yangını, sigara, alkol-uyuşturucu, vb.) yanında eğitim ve kültür prodüksiyonlarına ve bunların etkin yayınının gerçekleştirilmesine yöneltilebilir. RTÜK Kanunu üzerinde yapılmak istenilen değişikliklerle birlikte televizyon kuruluşları ve yayınlarının İZLENME ORANI ölçümleri ve bu ölçümlerin kimin aracılığıyla ve nasıl yapılması gerektiği önemli bir konum kazanmıştır. İzlenme oranı (Reyting) ölçümleri konusunun doğrudan RTÜK tarafından gerçekleştirilmesi yerine kurulacak geniş katılımlı bir Alt Kurul’ca yürütülmesi, uygulanması (esas ve usullerinin belirlenmesi) ve denetlenmesi uygun olacaktır.

RTÜK’ün bir Daire Başkanlığı veya birimince bu konuda yürüteceği çalışmalar, sağlam bir zemine oturtulabilmeli, haksız ve yersiz eleştirilere ortam hazırlanmamalı, bir pazarlama araştırması türü olan izlenme ölçümleri konunun önemi ve işlerliği itibarıyla tüm sektörlerin temsil olunduğu genel/geniş bir katılımla yönlendirilmeli ve değerlendirilmelidir.

Bu aşamada, RTÜK’e bağlı ve sorumlu olacak ve bir RTÜK Üyesinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcisi 25 üyeden oluşan, Radyo-Televizyonların Yayın ve Reklamlarını Araştırma, İzleme ve Ölçme Kurulu kurulmalıdır. Kurul, yayınlanmasında kamu yararı görülen ve mer’i mevzuatta açıkca belirlenmiş olan veya ihtiyaç duyulan resmi ve genel katılımlı kamusal duyuru ve reklamların düzenlenmesi ve uygulanması ile Türkiye’de kamu ve özel radyo ve televizyon yayıncılığının ve yayıncılığa yönelik pazarlama ve reklam çalışmalarının işleyiş ve gelişimine katkıda bulunacak, radyoların dinlenme ve televizyonların izlenme ölçümlerinin yapılmasına yönelik ilkeleri belirleyecek ve bu yöndeki çalışmalarını koordine ederek Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na önerilerde bulunmalıdır.

Diğer taraftan Radyo ve televizyon yayınlarında basın özgürlüğü, vatandaşın bilgi edinme ve gerçekleri öğrenme hakkının yanısıra kamusal sorumluluk da esastır. Para cezası uygulaması, RTÜK’ce uygulanan geçici durdurma kararları yerine yayıncının kendi özdenetimini arttırabilecek bir yöntem olacak, otokontrol ortamını güçlendirecektir. Ayrıca, para cezasının rasyonel uygulanması sonucu, maddi açıdan RTÜK’ün de doğru ve gerekli programların yapılması ve/veya yaptırılmasında teşvik imkanı sağlayabilecek kaynaklara sahip olmasının yanısıra, “sektörün parası sektöre harcanmış” olacaktır.

Para cezasının yayın kuruluşunun gelirlerine paralel olarak uygulanması, para cezasının tespiti ve her yıl yeniden düzenlenmesi keyfiyetini de ortadan kaldıracaktır. Öte yandan, para cezasının yayın kuruluşlarının reklam gelirine endekslenmesi yoluyla Üst Kurula ödenecek olan “Reklam Geliri Payları”nın doğru beyanı sağlanırken, yanlış ya da eksik beyanda bulunanların tespiti yoluyla, ceza uygulamada adalet sağlanabilecek, Üst Kurul payları daha rasyonel tahsil edilebilecektir.

Ayrıca, yayını durdurulan programların yerine aynı yayın kuşağında ve reklamsız olarak; Türk dilinin doğru ve güzel kullanımı, eğitim, kültür, trafik, kadın ve çocuk hakları, gençlerin fiziksel ve ahlaki gelişimi, uyuşturucu ve zararlı alışkanlıklarla mücadele gibi konularda hazırlanmış programlarla, geliştirilecek resmi ve genel katılımlı kamusal duyuru ve reklamların yayınlanması yönündeki uygulamanın esas ve usullerinin bu Alt Kurul tarafından belirlenmesi yararlı olacaktır.

RTÜK’ün sürekli olarak kamuoyunun gündemine getirilmesi ve dayanaksız eleştirilere konu edilmesinin haklılığı tartışmalıdır. Son yıllarda hükümetler düzeyinde sürdürülen yapısal değişim arayışları demokrasinin özüne, hukukun üstünlüğüne, devletin devamlılığına ve kurumsal özerkliğe zarar vermeyecek, yayıncılığın önündeki sorunların aşılmasında olumlu katkı sağlayacak bir biçimde değerlendirilmelidir.

RTÜK’ce ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarına verilen ‘Uyarı’ ve ‘Geçici Süreyle Yayın Durdurma’ kararları (uygulanan müeyyideler), İdare Mahkemelerinin görev alanına girmektedir. Sıklıkla dava konusu yapılan, cevap ve düzeltme hakkı (3984, md:28) konusunda ki RTÜK müeyyidelerinin doğruluğu Mahkemelerimizde % 99 oranında onanmıştır. Yine, yeniden iletim yasağı (md: 26) % 95, izinsiz ve kaçak yayınlarla ilgili müeyyidelerinde (md:34) % 90’ın üzerinde bir oranla yargı kararlarıyla desteklendiği, onaylandığı görülmektedir.

RTÜK’ün kurulduğu 1994 yılından 17.07.2000 tarihine kadar ulusal televizyonlar için verilen, toplam 318 uyarı ve kapatma kararından 199’u dava konusu olmuş ve açılan davaların % 68’i RTÜK lehinde sonuçlanmıştır. Ulusal televizyon kanallarının dışındaki Tv ve radyolar için verilen toplam 154 uyarı ve kapatma kararının tümü yargıya intikal etmiş ve % 77’si lehde sonuçlanmıştır. RTÜK müeyyidelerine ilişkin hukuki durum incelendiğinde, RTÜK tarafından verilen 200 uyarının yalnızca 81’i (% 40), 472 adet uyarı ve kapatma kararının 353’ü (% 75) dava konusu olmuş ve bunlardan % 71’i RTÜK lehinde sonuçlanmıştır. Açılan davaların % 18’i aleyhte sonuçlanırken, % 11’i halen devam etmektedir.

RTÜK müeyyidelerinden özellikle, ‘geçici süreyle yayın durdurma’ diğer bir ifadeyle kapatma kararlarının uygulanmasının geciktiğine ilişkin kamuoyundaki kanaatin sebebi de bağımsız mahkemelerimizdeki “dava süreci”ne bağlı olarak değerlendirilmelidir.

Tablo II : RTÜK MÜEYYİDELERİNE İLİŞKİN HUKUKİ DURUM

  Uyarı Kapatma Lehte Aleyhte Süren
Ulusal TV’ler 172 146 134 46 19
Diğer Tv+Radyolar 28 126 118 17 19
Genel Toplam 200 272 252 63 38

Bakanlar Kurulu’nca TBMM’ne sevkedilen ve Anayasa Komisyonu’nun ilk toplantısında hükümet ortağı parti temsilcilerinin dahi ittifak etmediği görülen tasarı iyi hazırlanmamış, tıpkı mer’i RTÜK Kanununun çıkartıldığı 1993-94 yıllarındaki fiili durumun kontrol edilmesinden hareketle “aceleye getirildiği” iddiaları gibi, sağlam ve tartışmasız bir hukuki yapıya kavuşturulmadığı izlenimi vermektedir. Bu tasarının yeni yasama döneminde öncelikle görüşüleceği ifade edilmektedir.

Esasen, 3984 sayılı RTÜK Kanunu’nun uygulamadan doğan sorunların giderildiği ve yayıncılık alanındaki gelişme ve değişim ihtiyacının karşılandığı iyileştirmelerle, TBMM’nin çıkardığı yasayı takip etmesi, iyi uygulayıcıların elinde ve yayıncıların sorumluluk bilincini arttırmasıyla çok olumlu sonuçlar sağlayacağı bilinmektedir. Kanunun 6 yıllık uygulamasından kaynaklanan sorunlar, her ne amaçla ve şekilde olursa olsun RTÜK’e karşı memnuniyetsizlik gösteren kesimlerin beklentileriyle aynı paralelde görülmemelidir.

Buna göre, yayıncılığın düzenlenmesi ve denetimi için kurulan RTÜK’ün her açıdan gerekli görülen “özerkliği” mali ve idari açılardan güçlülük ve tam bir bağımsızlık gerektirir. Özerkliğin “idari” yönü değerlendirilirken, yayıncılara karşı siyasal baskı, talep ve sonuçların izale edilebilmesini, “mali” yönü ise özerkliğin kaynağına yönelecek parasal dönüşümü sağlayacağından özellikle yayıncılığın düzenlenmesi bakımından çok önemlidir.

Ülkemizde yayıncılığın gelişimi, özdenetimin ve “kamu yararı”nın hakim olduğu, özerk bir bağımsız otoritenin önderliğinde, sektörün direkt ve dolaylı yollardan sağladığı parasal kaynakların rasyonel kullanımı yanında daha çok araştırma, eğitim ve kültüre yönelindiği, bununla beraber yüksek teknolojinin yurdun her yerinde ekonomik kullanılabilmesi ve yayınlarda milli ve toplumsal değerlerle, vatandaş memnuniyetini “odak noktası” almaktan geçecektir. Unutulmamalıdır ki, TBMM, RTÜK ve Yayıncılar kamu adına ve kamu yararına hizmet vermekle görevli ve sorumludurlar...

Yararlanılan Kaynaklar

  • T.C. Anayasası, Basın Kanunu (15.7.1950 tarih ve 5680 sayılı)
  • RTÜK Kanunu (20.4.1994 tarih ve 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun)
  • RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı, “İmaj Araştırması”, Şubat 1998
  • RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı, “ALO RTÜK ‘178’ Değerlendirmeleri”, Şubat 2000
  • RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı, “Türkiye Televizyon Yayınları Kamuoyu Araştırması”, Şubat 1999
  • RTÜK, Başhukuk Müşavirliği verileri
  • RTÜK, Bütçe, Mali Hizmetler ve Muhasebe Dairesi Başkanlığı verileri.
  • RTÜK, İzin ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı verileri.
  • Cengiz Özdiker’in RTÜK Kanunu’nda ki değişiklik tasarısına “Para Cezası” uygulaması ile ilgili önerisi.
  • Cengiz Özdiker’in RTÜK Kanunu’nda ki değişiklik tasarısına “RTÜK’e bağlı ve sorumlu olacak ve bir RTÜK Üyesinin başkanlığında, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcisi 25 üyeden oluşan, Radyo-Televizyonların Yayın ve Reklamlarını Araştırma, İzleme ve Ölçme Kurulu kurulmasıyla ilgili önerisi.
  • Milliyet Gazetesi, 13.10.2000, s.2.