| Trafik kazaları ülkemizin en önemli
sorunlarından biri olup, ülke genelinde 1998 yılında 440 bin 149 trafik kazası
meydana gelmiş, bu kazalarda maalesef 114 bin 552 vatandaşımız yaralanmış, 4 bin 935
vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir. 1999 yılında 441 bin 693 trafik kazası
meydana gelmiş, bu kazalarda maalesef 113 bin 656 vatandaşımız yaralanmış, 4 bin 606
vatandaşımız da hayatını kaybetmiştir. İstatistiklere
göre son 40 yılda toplam 3.628.796 kaza meydana gelmiş, 191.551 kişi ölürken,
1.891.915 kişi yaralanmış ve 180 trilyon maddi hasar meydana gelmiştir. Bu rakamlar
ülkemizdeki özürlü sayısı ve dolar bazında maddi hasarın milli ekonomiye olumsuz
etkisi yönünden dehşet vericidir. Sadece 1998 yılında meydana gelen trafik
kazalarının sosyo-ekonomik maliyeti 1998 yılı rakamlarıyla 2 katrilyon 883 trilyon
liradır. İnsan hayatı bakımından bir tür manevi çöküntü ya da “ulusal
trajedi” yaşanmakta, maddi kayıplar da milli ekonomiye olumsuz etki etmekte, her gün
oluşan kazalarla artarak daha korkunç boyutlara varmaktadır.
Türkiye’de trafiğe kayıtlı motorlu araç sayısı
8.837.403 adet, motorsuz araç sayısı ise 46.573 olmak üzere toplam 8.883.976’dır.
Sürücü ehliyetli insan sayısı 14.026.799 kişi olup, ortalama yedi kişiye bir araç
düşmekte ve aykırı bir mantıkla bir araç iki kişi tarafından
kullanılabilmektedir.
Trafik kazalarının yoğun olduğu büyük kentlerimizden
İstanbul’da 2.2 milyon, Ankara’da 830 bin, İzmir’de 604 bin motorlu araç trafiğe
çıkmaktadır. “Yayaların, hayvanların ve araçların karayolları üzerindeki hal ve
hareketleri“ olarak tanımlanan trafik kavramı içerisinde var olan ana unsurlardan
biri de yayalardır. Yerleşim yerlerindeki (şehir içi) trafik kazaları incelendiğinde
bu kazalarda en fazla yayaların mağdur olduğu görülmektedir. Örneğin, ülkemizde
şehiriçi trafik kazaları neticesinde 1994 yılında toplam 2.795 ölüm vakasının %
45’ini, 1995 yılında ise toplam 2.932 ölüm vakasının % 42’sini, 1996 yılında
toplam 2.524 ölüm vakasının % 38’ini ve 1997 yılında da 1.836 ölüm vakasının %
40’ını yayalar oluşturmaktadır.
Karayolunun fazla kullanılmasının tabi sonucu olarak
toplam taşıt içinde ağır vasıtaların oranı da yüksektir. Bir ağır vasıtaya
Almanya’da 19.65, Avusturya’da 11.81 ve Bulgaristan’da 11.63 otomobil düşerken
Türkiye’de bu oran 2.89’dur. Karayolu kullanımının yüksek olması ve ağır
vasıta sayılarının çokluğu genel olarak trafik kazalarının artmasına neden
olduğu gibi, kazaya karışan ağır vasıta sayısını, ağır vasıta kazalarındaki
ölü ve yaralı sayılarını da artırmaktadır. 1994-1996 yılları arası trafik
kazalarında hayatını kaybeden her 100 kişiden, İngiltere’de 3.9’u, Fransa’da
3.4’ü ve Almanya’da ise sadece 3’ü ağır vasıta kazalarında yaşamını
yitirirken; Türkiye’de 13.9 gibi yüksek bir oran karşımıza çıkıyor. Aynı
şekilde her 100 trafik kazasındaki yaralanmaların, İngiltere’de 6.4’ü,
Fransa’da 3.4’ü ve Almanya’da 3.7’si ağır vasıta kazalarında olurken,
Türkiye’de bu oran 9.9’dur. Bu da gösteriyor ki; ülkemizde ağır vasıta
kazalarındaki ölümlerin toplam kazalardaki ölümlere oranı ile ağır vasıta
kazalarındaki yaralanmaların toplam kazalardaki yaralanmalara oranı Batı Avrupa
ülkelerindeki oranlardan yüksektir.
Taşımacılık talebinin, ulaştırma alt sektörleri
itibarıyla dağılımında, karayolu alt sektörüne düşen pay, diğerlerine oranla
aşırı bir fazlalık göstermektedir. Günümüzde yük taşımalarının % 85’i,
yolcu taşımalarının ise % 94’ü karayolu ile yapılmaktadır. Trafik güvenliği iyi
olan ülkelerde ulaşım türleri (Kara, Demir, Deniz ve Hava Yolları)’ni kullanma
oranları bizdeki kadar karayolu lehinde yüksek değildir. Örneğin yolcu taşımada
karayolunu kullanma oranı; ABD’de % 27.2, Almanya’da % 28.2 olmasına rağmen
Türkiye’de % 95’tir.
Ülkemizde trafik güvenliğine katkıda bulunmak
amacıyla, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bazı maddelerini değiştiren, bu
kanuna ek ve geçici maddeler ekleyen 17.10.1996 tarihli kanunla Emniyet Genel
Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığına bağlı olarak üniversite ve trafikle
ilgili gönüllü kuruluşlarla iş birliği içinde trafik güvenliği ile ilgili her
türlü araştırmayı yapmak ve trafik kazalarını önlemek amacıyla, bilimsel
gelişmeleri takip ederek öneride bulunmakla görevli Trafik Araştırma Merkezi
Müdürlüğü kurulmuştur. Aynı zamanda Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu Başkanı
olan Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Dr. Nihat KURTİÇ’in yönetimindeki (bir
önceki başkan Dr. Şevket AYAZ’ı minnetle anıyorum) bu birimin çok değerli
çalışma ve istatistik değerlendirmeleri periyodik olarak uygulamacılarla kamuoyunun
bilgisine sunulmaktadır.
Toplumsal yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol
üstlenen televizyon yayınlarında bazı yayın kuruluşlarınca “kamu yararı”nın
gözetilmediği, toplum değerleri ve bireysel hakların korunmadığı bir yayın olgusu
da trafik kazalarına ilişkin eğitici, yayınların yerine getirilmemesidir. Oysa,
trafik kazalarının en aza indirilmesinde temel faktör, sürücü ve yayaların bilgi ve
dikkatini geliştirecek eğitimin en geniş şekliyle verilmesi ve trafik kazalarına
karşı ciddi bir vatandaşlık bilinci oluşturulmasıdır.
Bu bakımdan en etkin eğitim araçları olan medya/yayın
kuruluşlarına da büyük sorumluluk düşmektedir. 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapan 4199 sayılı Kanunun 41. maddesi,
haftalık eğitim programlarının en az 30 dakikasının trafik eğitimine ayrılmasını
öngörmektedir.
Buna göre; günde 24 saat kesintisiz yayın yapan bir
televizyon kuruluşunun haftada toplam 168 saat yayınının 8.4 saatini eğitim
programlarına, 8.4 saatini de kültür programlarına ayırması zorunludur. Eğitim ve
kültür programlarının haftada 16.8 saat yayınlanma zorunluluğuna rağmen, Yasa
Koyucu yayıncı kuruluşların kamu yararı ilkesini gözeteceğini öngörerek bu
sürenin de asgari 30 dakikasının trafik eğitimine ayrılmasını uygun görmüştür.
RTÜK’ün yayımladığı Özel Radyo ve Televizyon
Kuruluşlarının Eğitim, Kültür, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği
Programlarında Yer Vermeleri Gerekli ve Oranlarına Ait Esaslar Hakkındaki
Yönetmeliğin “Eğitim programlarnın yayın oranı” başlıklı 6. maddesinde
“Eğitim programları haftalık yayın süresinin % 5’inden az olamaz”
denilmektedir. Aynı yönetmeliğin Eğitim programları başlıklı 5. maddesinin (d)
bendinin 5. fıkrası “Korku ve dehşet yaratmadan her yaş grubuna hitap edebilecek
tarzda trafik kuralları, tabii afetler ve benzeri konularla ilgili temel
alışkanlıkları kazandıracak bilgiler verici, tedbirler öğretici” programlar
yapılmasını öngörmüştür.
Aynı yönetmeliğin (b) bendinin 9. fıkrasında,
uygulamadan sonuç alınamaması gözetilerek 27 Mayıs 1998 Tarih ve 23354 Sayılı Resmi
Gazetede yapılan değişiklikle “Toplumun, özellikle de çocukların ve gençlerin
sigara, alkol, uyuşturucu madde, kumar ve diğer kötü alışkanlıklara karşı
caydırıcı nitelikte yayınlar yapmak suretiyle korunmasını sağlamak hususu göz
önünde bulundurulur. Ayrıca, trafik kazalarını önlemeye yönelik eğitim
programları yapılır. Bu tür yayınların toplam süresi, haftalık yayın süresinin %
5’inden az olamaz ve hedef kitleye ulaşabilmek amacıyla, 09.00-21.00 saatleri
arasında yapılır.” hükmü getirilmiştir.
Karayolları Trafik Kanunu yapılan bu değişiklikle*, bu
hükümlere uymayarak, trafik eğitimi konusunda kanuni yükümlülüklerini yerine
getirmeyen yayın kuruluşları için 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve
Yayınları Hakkın- da Kanun hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. Bu
hükümler yayıncı kuruluşun uyarılması ve yayınlarının geçici bir süreyle
durdurulması olmakla birlikte bugüne kadar bu hükümlerden dolayı RTÜK’ün
yayıncı kuruluşlara müeyyide uygulamadığı, yayıncılardan özdenetim ve yasalara
bağlılık beklediği bilinmektedir.
RTÜK Kanunu’nun “Yayın İlkeleri” başlıklı 4.
maddesi, “Radyo ve televizyon yayınları kamu hizmeti anlayışı içerisinde
hangi ilkelere uygun olarak yapılacağını belirtmiş ve (p) bendinde, “Haberlere,
spor programlarına ve reklamlara ayrılmış zamanlar hariç olmak üzere,
yayıncıların, yayın zamanlarının en az yarısının yerli yapımlara ayrılmasını
sağlamak, bu oranı, seyircilerin taleplerini göz önüne alarak veya yayıncının
haber verme, eğitim, kültür ve eğlendirme sorumluluklarını dikkate alarak, yayın
türleri ve süreleri ile asgarî niteliklerini de öngörmek suretiyle, aşamalı bir
biçimde gerçekleştirmeleri hususlarına...” açıkca hükmetmiştir.
Ülkemizde basın özgürlüğünün gelişimi ve bu
özgürlüğün yerinde kullanımı bakımından yaşanan temel sorun, yayınların (haber
ve yorumlar) nitelik ve niceliği, bazı uygulamacıların kural tanımazlığı, diğer
bir ifadeyle özdenetim yoksunluğudur. “Basın/ Medya”nın yayınlarında “kamu
yararı” nı gözetmesi ve koruması tüm dünyada birey lehine genişleyen
düzenlemeler yanında, ulusal ve uluslararası yayıncılık hukuku, yayıncılık
geleneği ve etik değerleri bakımından da zorunludur.
Türkiye’de 1990’dan buyana beş yılı gayrı resmi,
beş yılı da yasal olmak üzere 10 yıldır özel radyo ve televizyon yayıncılığı
yapılmasına rağmen yayıncılığın kendi dinamikleriyle evrimini tamamlayamadığı
görülmektedir.
Trafik eğitimi, geniş açıdan anahaber bültenlerinden
eğlence programlarına, yerli dramalardan yarışmalara kadar özellikle çocuk ve
gençlerin TV izlediği saatlerde verilmeli, bu eğitimde izleyicilerin açık ya da gizli
kabul sınırları içerisinde yapımcı, yönetmen, senarist, sunucu ve oyuncular
tarafından profesyonel bir anlayış ve özenle işlenerek sunulmalıdır. Bu ilgi, yasal
ve etik açılardan sorumlu bir yayıncılığın göstergesi olarak destek görecektir.
Durum böyleyken, yayın kuruluşlarının bir çoğunun
trafik eğitimiyle ilgili programları yayınlarken ya kanunda belirtilen sürelere
uymadıkları ya da bu tür programları gece 24.00'ten sabah 06.00’ya kadar
yayınladıkları gerçeği ciddi bir eleştiri konusudur. Gece yarısı yayınlanan
trafik haber ve programlarının sadece yetişkinler değil, birey olarak en fazla
eğitime muhtaç olan, uykudaki çocuk ve gençler tarafından da izlenememektedir. Bir
yayıncının yasal yükümlülüğü yerine getirmek adına dahi olsa, herhalde kendi
yayınını izlettirmemek ya da izlenmeyeceğini bilerek yayınlamak gibi bir kastının
olmadığı düşünülür.
Yayıncılar “kamunun ilgisini ne çekiyorsa o kamunun
yararınadır” ya da “neyi ne zaman yayınlarsan seyrederler” gibi doğru olmayan
yaklaşımlarda bulunmamalıdır. İstatistiklere bakıldığında trafik kazalarında
ölü ya da yaralı olarak mağdur olmuş yüzbinlerce aile ve birkaç milyon özürlü
vatandaşımız bulunmaktadır. Yayıncılar ve gazeteciler kamu yararına hizmet etmeli,
kamunun ruhuna ve vicdanına en azından saygılı duymalıdır. Televizyon
yayıncılığında kamu yararının gözardı edilmediğine ilişkin güzel örnekler
olmasına rağmen, daha iyilerinin yapılabileceği açıktır.
Televizyonların yayınlarında trafik eğitimi konusunda
kanuni yükümlülüklerini yerine getirmedikleri ortada olup, maalesef RTÜK gerekli
yaptırımları etkin bir biçimde uygulamamış, uyarı ve yaptırımlarında
yayıncıları özdenetim ve meslek sorumluluğuna davet etmekle yetinmiştir. Oysa,
trafik kazalarının azaltılması, bu yöndeki maddi ve manevi kayıpların sona
erdirilmesi için herkese, başta kamu görevlileri ile basın mensuplarına büyük bir
sorumluluk yüklemektedir.
_____________________________________________________________
* 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapan 4199 sayılı Kanunun 41. maddesi, (Ek:
17/10/1996- 4199/41 ve 21/5/1997- 4262/4 md.) “Okul, Radyo ve Televizyonlarda Trafik
Eğitimi” başlığıyla “Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yayın yapan
ulusal, bölgesel, yerel radyo ve televizyonlar, 3984 sayılı Radyo ve Televizyonların
Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanunun 4’ncü maddesinin 1’nci fıkrasının (p)
bendi gereğince yapacakları haftalık eğitim programlarının en az 30 dakikasını
trafik eğitimi ile ilgili programlara ayırmak zorundadırlar. Bu fıkra hükümlerine
uymayan ulusal, bölgesel, yerel radyo ve televizyonlar hakkında 13/4/1994 tarih ve 3984
sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun Hükümleri
uygulanır...” şeklinde düzenlenmiştir.
** Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu
Üyesi (RTÜK Temsilcisi)
Cengiz Özdiker’in Notu:
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Araştırma Merkezi
Müdürü Dr. Süleyman IŞILDAR’a göre; sadece 1998 yılında meydana gelen trafik
kazalarının sosyo-ekonomik maliyeti 1998 yılı rakamlarıyla 2 katrilyon 883 trilyon
lira olup, bu kayıpla 100 m2’lik 645.508 kaloriferli, 738.116 kalorifersiz konut
yapılabileceği hesaplanmıştır. Bu sonuç sadece bütçe açığımızın
kapatılması için değil, deprem felaketi yaşayan vatandaşlarımıza sunulabilecek
hizmetlerde sahip olmamız gereken kaynağın çok fazlasını bir anlamda trafik
kazalarında maddi hasar olarak kaybettiğimizi ortaya koymaktadır.
(RTÜK, Kamuoyu ve Yayın
Araştırmaları Dairesi Başkanı)
(Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği Başkanı) |