| Toplumsal
yaşamı her açıdan etkilemede önemli bir rol üstlenen televizyon yayınlarında
“kamu yararı”nın gözetilmediği, toplum değerleri ve bireysel hakların
korunmadığı, düzenlenmesinde ve denetiminde güçlük çekilen temel konuların
başında CİNSELLİK, MÜSTEHCENLİK, EROTİZM ya da PORNOGRAFİ gelmektedir. Bu
kavramlar tanım ve kapsam yönünden benzerlikler içerdiği kadar birbirinden farklı
olgu ve ortamlarla değerlendirilmektedir. İnsanlığın varoluşuyla birlikte gelişen doğal cinselliğin, Hz. Adem
ve Hz. Havva’dan buyana geçirdiği evrimin, insanlara güzellik, yaşama sevinci,
üreme ihtiyacı, coşku ve neş’e sağladığı bir gerçektir. Mitolojide üreme iç
güdüsü ve aşk tanrısı olarak tanımlanan “Eros”un plastik sanatlara (heykel,
resim, vd.) utanç vermeyecek tarzdaki yansımaları, güzellik ve çıplak cinselliğin
müstehcen kavramı dışında tutulmasına yol açmıştır. Günümüz toplumlarında da
sanat ve edebiyat çevreleri ile muhafazakar çevreler arasında sıklıkla tartışma
konusu olan cinselliğin, özellikle son yıllarda pek çok yönden ticari meta haline
getirilmesi, psikolojik ve sosyolojik sorunlara yol açmaktadır.
“Müstehcen” sözcüğü Türkçe
sözlüklerde ‘edep dışı, açık saçık, terbiyesizce, iğrenç’ olarak tarif
edilmekte, “edep” ise söz ve davranışta beğenilen yol, terbiye anlamında
kullanılmaktadır. Edep etmenin utanma belirtisine paralel diğer anlamı ise
‘Örtülmesi gerekli ayıp yerler veya insanlarda açıkta görünmesi ayıp sayılan
vücuttaki yerler’ olup, kadın ve erkek cinselliğinin utanç duygusu uyandıracak
tarzdaki çıplaklığı ve birlikteki eylemi olan “seks” müstehcen sözcüğü ile
çakışmaktadır.
Cinselliğin bir meta olarak, medyada yer
almasına karşı toplumların çeşitli kesimlerinden yöneltilen tepkiler; toplumu
oluşturan her yaş ve cinsiyetten bireylerin hak ve özgürlükleri ile kamu düzeni
bakımından yazılı ve sözlü kuralların gözetilmesinden kaynaklanmaktadır.
Özellikle, kadının onur ve haysiyetini korumaya dayalı olarak erotık gösterimler
seks sömürüsü olarak nitelendirilmektedir. Muhafazakar ve konuya duyarlı kesimlerin,
sosyal hayatta olduğu gibi, cinselliğin sinemada veya televizyonda gösterilmesini,
“ahlaki çöküntüye yol açar” savıyla önlemeye çalışması ve giderek cinsellik
gösteriminin erotik hazzın yerine, röntgencilik ve cinsel saldırı gibi olgularla suç
işlemeye yol açması yoğunlukla tartışılmaktadır.
Erotizm ve cinsellik konusundaki
incelemelerin ortak noktası, erotik ve cinsellik konusunda kesin tanımlı, değişmez
bir anlayış ve kavrayışın hissettirilmesidir. Bu anlayışa göre görüşlerin de
doğruluğu tezinin dayanağını oluşturmakta ve cinselliğin sosyalleştirilmesi
gerektiğini ileri süren tezlerin ilkesel dayanağı olmaktadır. Böylece, cinselliğe
yaklaşım tarzında merak unsuru yer almamakta, erotiğin incelenmesine yönelik her
düşünce, ahlaksal ya da akademik bir yargı özelliğine bürünmektedir.
Cinsellik ve erotizm, televizyon
yayınlarına kuşkusuz sinema filmleri ile aktarılmış ve daha sonra televizyonun
kendine özgü eğlence programlarında da (show, talk show, pembe diziler gibi) sözlü
ya da imalı görüntü anlatımları ile prime-time saatlerine kadar taşınmıştır.
Esasen televizyonun yaygınlaşması karşısında boşalan sinema salonlarını yeniden
doldurmayı amaçlayan film endüstrisinin 1970’li yıllarda seks ağırlıklı
yapımlara yönelmesi, kamu otoritelerinin bu sektörün ekonomik krizi atlatması için
“18 yaşından küçük kimseler seyredemez” ya da “yalnız yetişkinler içindir”
ibarelerine dayanan hoşgörüsü ile karşılanmış, ancak bu filmlerin daha sonra
televizyon ekranları ile yaygın şekilde ailenin izlenimine sunulabileceği kimsenin
aklına gelmemiştir. Böylece “yağmurdan kaçarken doluya tutulan” sosyal iktidar
cinsellik ile ekonomi arasındaki çelişkiyle ve dolayısıyla çözümü zor bir sorunla
karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bu çelişki ancak toplumların kendi etik, din,
felsefe, eğlence ve sanat kurumlarınca mesajları ortaya konan bir cinsel ahlak
anlayışının oluşturulmasını zorunlu kılmaktadır.
Genel anlamda çağımızdaki abartılı
ve saptırılmış cinsellik ile geçmiş dönemlerin cinselliği
karşılaştırıldığında büyük uçurumlar görülmektedir. Geçmişte yaşanan
ahlaksal baskı, din ve töre aracılığıyla bireyin tepesine binmiş ancak, cinselliği
bugünkü sosyal koşulların etkilediği kadar olumsuz etkileyememiştir. Bir zamanlar
dinin, töre ve geleneğin bütün çabalarına rağmen yapamadığını, modern toplumun
yaşam dünyasına dayattığı koşullarla kolayca elde etmiş ve günümüzde,
cinselliğin çeşitli gösterimlerinde kabul edilebilir boyutta olan erotizm,
müstehcenlik ve pornografi sınırı yüzlerce kez aşılmıştır.
Cinsellik, erotizm, pornografi ve
müstehcenlik kavramlarının birbiriyle olan hudutları geniş incelemelere konu
olmalıdır. Cinsellik, ergenlik cinselliği yani genital cinselliktir. Bir başka
deyişle özde yaşama sevincidir. Batı toplumlarının, normlarını oluşturan
katmanları, cinselliği masum, zararsız bir olgu gibi algılayıp sunmuş, koşullara ve
taleplere uygun, çalışma koşullarına göre ayarlanmış, dolayısıyla boş zamanı
hoşça geçirmeye yönelik, bir anlamda toplumsal yapının işleyişiyle çelişmeyen ve
bu koşulların müsamaha ettiği bir olgu olarak görülmüştür. Ancak bütün bu hedef
ve talepler ile çelişmeyen cinsellik, müsamaha edilen ve göz yumulan cinselliktir.
İşte bu evcilleştirilmiş, uysallaştırılmış cinsellik ister istemez kendi
muhalefetini de birlikte getirmiştir. Cinselliğinden toplumsal iktidarın öngördüğü
çerçeve içinde kurtulmaya razı olmayan, cinselliği ya kaldırılmışlığın en uç
biçimleriyle yaşamak ya da onun yıkıcı bir enerjiye dönüştürülmüş halini
tercih etmek anlamına gelen bir sırat köprüsü üzerinde yürümek zorundadır.
Bazı insanlar seksi, hayatın müstehcen
bir yönü olarak gördüğünden, mümkün olduğunca gizlenmeli veya bastırılmalı
diye düşünürler. Bu tür bir müstehcenlik anlayışı edeplilikten seksüel olan tüm
şeylere ilişkin korkuyu aşağılamaya kadar uzanmaktadır. İngiltere’de Kraliçe
Victoria zamanında insanlar oldukça seksüel olduğunu düşündüklerinden dolayı
masalarının ayaklarını ve ev hayvanlarının genital bölgelerini örttükleri
bilinmektedir. Cinselliğin bazı insanlar tarafından müstehcen olarak görülecek
yönleri her zaman vardır. Ancak, müstehcen olduğu düşünülen bazı şeylerin özel
yönleri, toplumun standartlarındaki değişime paralel olarak zamanla değişecektir.
Erotik sözcüğünün sözlük anlamı
her ne kadar “cinsel aşkla ilgili, cinsel duygular uyandırıcı, seksi aşk veya arzu
“ ise de, erotik sıfatı aklımızda öncelikle çıplaklık çağrışımı
yapmaktadır. Çıplaklaşmanın ön safhalarında yavaş yavaş soyunmayla başlayan,
öpüşme, koklaşma ve cinsel ilişkiye geçişin ritüel davranışlarını kapsar.
Cinsel ilişkiyi dolaylı yoldan ve bedensel çıplaklığı sanatsal estetik anlayışı
içinde gösterir. Bu tanıma göre erotik terimi, şiddet içermeyen ve kişileri
alçaltmayan cinsel davranışların yararlı ve olağan olduğunu vurgulayan yapıtlar
için kullanılmaktadır.
Pornografi, müstehcen cinselliktir.
Pornografi toplumun kabul ettiği seks veya ahlaki davranış ölçütlerine karşı
saldırı yada aykırı bir hareket tarzıdır. Cinsel eylemi, imaya yer vermeden, estetik
endişeden uzak, hatta bazen iğrençlik duyguları uyandıracak tarzda, olabildiğince
açık-seçik gösterir. Bir çok sinema yazarının, düşünürün ortaya koyduğu gibi
“pornografinin cinsel tabuları yıkmaya yaradığı” görüşü yaygındır.
Basının önemi ve sorumluluğu
Bilgi/iletişim toplumundan “uzay
çağı”na doğru hızlı bir gidişin yaşandığı dünyamızda basının konumu ve
genel durumunu değerlendirirken global değerlerden hareket etmek gerekir. Basın (medya)
“geleneksel” ve “yeni” medyalar şeklinde nitelendirilmeye başlanmıştır. Bir
yandan internet ortamında evlere kadar uzanan yayıncılık ve ticaret ağları, diğer
yandan dünyanın herhangi bir köşesindeki savaşların televizyonlardan canlı olarak
verilmesi bu gelişimin boyutunu göstermektedir.
Türkiye'de basın incelenirken, ana
hatlarıyla matbaanın 1829, gazetenin 1831, kamu yayıncılığı açısından radyonun
1927 ve televizyonun 1968 yılında başladığı, özel radyo ve televizyonların ise
1990’lı yıllarda yayına fiilen başladığı ve 1993 yılındaki anayasal değişimle
serbestliğin, 1994’de RTÜK kanunuyla düzenlendiği ve denetlendiği görülmektedir.
Kitle iletişim araçları genel bir
yaklaşımla yazılı ve sözlü basın olarak ayrıma tabi tutulmuştur. Bu ayrıma
göre, günlük ya da periyodik olarak yayınlanan gazete, dergi, kitap vb. gibi basılı
yayınlar “yazılı basın”, radyo ve televizyonlar ise “sözlü, görsel,
işitsel” basın olarak nitelendirilmektedir. Öte yandan bilgisayar kullanımı ve
dolayısıyla bilgisayar ağının hızlı gelişimine paralel olarak internet ortamında
yapılan yayıncılık hızla gelişme göstermekte, geleceğin yayıncılığını
sayısal (digital) teknoloji olgusunun yönlendireceği görülmektedir.
Haberleşme olgusunun önem kazandığı
diğer bir olgu, kişilerin tutum ve inançlarıyla davranışlarını etkileyen
sosyolojik etkenler, kültür, alt kültür, sosyal sınıf, referans grupları ve aile
şeklinde olup güdüleme ve kişilik incelemeleridir. Haberleşmenin gerçekleştiği
“kitle iletişim araçları denildiğinde bugün toplumdan topluma değişen yoğunlukta
kullanılan gazete, dergi, kitap gibi basılı yayın ile radyo ve televizyon gibi
elektronik yayın araçları, sinema, plak, kaset, hatta tiyatro anlaşılmaktadır."
Giderek genişleyen bu araçlar yoluyla
haberlerin, düşüncelerin, fikirlerin, bilgilerin ve duyguların karşılıklı
alışverişi kamuoyunda veya taraflar arasında ortak bir anlayışın yaratılması
olup, buna genel anlamda haberleşme denilmektedir. "Haberleşme bütün ülkelerde
ekonomik ve sosyal gelişmelerin en önemli alt yapısını teşkil etmektedir.
Haberleşmenin gelişmesiyle ekonomi hareketlenmekte, sosyal gelişme ve bütünleşme
sağlanmaktadır."
Toplumsal yapı içerisinde önemli
yerleri olan kitle iletişim araçlarının genel ve ortak görevleri; (a) Haber vermek,
eğitmek, eğlendirmek, (b) Kamuoyu oluşturmak, (c) Dışımızda cereyan eden olayları
görmek, duymak, algılamak, (d) Siyasal sürece katılma ve denetlemeyi sağlama, (e)
Toplum birimleri arasında gerekli ilişkilerin kurulmasına imkan hazırlamak suretiyle
milli birlik ve beraberliği sağlamak, (f) Kültürün nesilden nesile intikalini
sağlamak, (g) Mal ve hizmetlerin tanıtılmasına ve satılmasına yardım etmek, (h)
Toplum içi ve toplumlararası kültür ve alışverişine yardımcı olmak, vd. gibi
sıralanabilir.
Basın; yasama, yürütme ve yargı
güçlerine ilaveten dördüncü kuvvet olarak tanımlanır. Bu tanımlama kısa vadede
toplumların yönetiminde ve yönlendirilmesinde etkili olarak başlıca dört gücü
açıklaması bakımından önemlidir. Oysa, “uzun vadede toplumların oluşup
gelişmesinde şu veya bu yöne yönlendirilmesinde, kısacası yoğrulup
biçimlendirilmesinde ve de yasama, yürütme, yargı güçlerinin kullanılma
biçimlerinin şekillendirilmesinde geniş anlamda basın aslında tek kuvvettir."
Demokratik toplumlarda gazetenin siyasal
işlevi idari düzenin ayrılmaz bir parçasıdır. Çağdaş özgürlükçü demokrasiler
de iktidardaki çoğunluk partisi veya koalisyon partileri, yürütme gücünü ellerinde
tuttukları gibi parlamentoda çoğunluğa sahip olmaları nedeniyle yasama gücüne de
egemen durumda, bu derecede olmasa bile, iktidar partisinin yargılama faaliyetine de etki
yapabildiği gözlenebilmektedir. Bu durum çağdaş demokrasilerde yasama, yürütme ve
yargı gücünden bağımsız dördüncü bir güce ihtiyaç duyulmasını
sağlamıştır. İşte bu da “basın” dır.
Basının başta haber vermek ve
bilgilendirmek temel işlevleri olmak üzere toplumların yönetiminde ve
yönlendirilmesindeki görevi kendisine kamuoyu organı olması niteliği
kazandırmaktadır. 20’inci yüzyılın başından beri insanların olaylar hakkında
edindiği tasarılara göre hareket ettiği ve insan beynindeki bu tasarıların
doğmasına belirli bir ölçüde günlük gazetelerin yardım ettiği ileri
sürülmektedir.
Geleneksel Basının en önemli aracı
olan “yazılı basın”, totaliter rejimlerde düzenin sözcüsü durumundayken,
batılı çağdaş demokratik toplumlarda kamuoyunu bilgilendiren, yön veren, kendi
ülkesinde olduğu kadar diğer ülkelerdeki siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel
durumlar açısından halkı aydınlatan, ona ülkesindeki bu konulara ilişkin sorunlarla
karşılaştırma olanağı veren bir kitle haberleşme aracıdır.
Oysa, 1117 Sayılı Küçükleri Muzır
Neşriyattan Koruma Kanununun 1. maddesine göre; “... 18 yaşından küçüklerin
maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına
girmeyen diğer basılmış eserler, ....sınırlamalara tabi tutulur” denilmekle,
medyanın özellikle genç kitlenin ahlaki yapısı üzerinde olumsuz etkiler
bırakabilecek unsurlara yer verilmemesi amaçlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve mer’i
kanunları, bireyi ve aileyi korumaya yönelik hükümler içermektedir. Genel hükümlere
girmeksizin Anayasamızda basın ve yayımla ilgili hükümler “Basın hürdür, sansür
edilemez...” söylemiyle başlamakta olup, başta 3984 Sayılı RTÜK Kanunu ve Basın
Kanunu olmak üzere basınla ilgili hukuki düzenlemeler “basın özgürlüğü” nü
iddia edildiği gibi sınırlandırmamaktadır. Ülkemizde basın özgürlüğünün
gelişimi ve bu özgürlüğün yerinde kullanımı bakımından yaşanan temel sorun,
yayınların (haber ve yorumlar) nitelik ve niceliği, bazı uygulamacıların kural
tanımazlığı, diğer bir ifadeyle özdenetim yoksunluğudur. “Basın/ Medya”nın
yayınlarında “kamu yararı”nı gözetmesi ve koruması tüm dünyada birey lehine
genişleyen düzenlemeler yanında, ulusal ve uluslararası yayıncılık hukuku,
yayıncılık geleneği ve etik değerleri bakımından da zorunludur.
Türkiye’de 1990 yılından bu yana
radyo ve televizyon alanında fiilen “özel yayıncılığın” başlatılmasıyla
doğan karmaşa sonrasında T.C. Anayasasının 133 üncü maddesinde yapılan 1993
tarihli değişiklikle “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla
düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” hükmü getirildi. Bu anayasal
değişiklik, tekel durumundaki kamu yayıncılığından özel yayıncılığı da
kapsayan “çoğulcu” yayıncılığın başlangıcı oldu.
Günümüz Türkiyesi’nin
ulusal-bölgesel-yerel medyasında etkinlik yönünden televizyonlar (230 kanal) önde
gelmekte, daha sonra gazete ve dergiler (3.500 yayın) ile radyolar (1.176 kanal)
sayılmaktadır. Sadece televizyon yayıncılığı bakımından etkinliğin kapsamı 65
milyon vatandaş ve hanelerde bulunan 25 milyonu aşkın televizyon ve radyo cihazıyla
sunulan yayın ve yayınların etkisi boyutundadır.
Türkiye’de 1990’dan buyana beş
yılı gayrı resmi, beş yılı da yasal olmak üzere 10 yıldır özel radyo ve
televizyon yayıncılığı yapılmaktadır. Bu süre içerisinde yayıncılığın kendi
dinamikleriyle evrimini tamamlamaması, özel yayıncılığın gelişimine paralel hukuki
düzenleme arayışlarını hükümetlerin, yayıncıların, akademisyen ve
vatandaşların gündemine getirmektedir. RTÜK’ün kurulmasıyla başlayan yayın
ilkelerine yönelik uygulamalar ve ihlallere yönelik müeyyideler de sürekli
tartışılmaktadır. Bu tartışmalar doğal olup radyo ve televizyon yayıncılığı
açısından “düzenleme” ve “denetleme” görevlerini RTÜK’e veren yasa koyucu
(TBMM) ve yasayı uygulamakla görevli birimlerin, “yayın ilkeleri”ni,
uygulama-sonuç ilişkisi çerçevesinde değerlendirmesi ve geliştirmesi gerekmektedir.
Cinsellek, müstehcenlik, erotizm,
pornografi
RTÜK’ün 3984 sayılı Kanunu’ndaki
Yayın İlkeleri ve Yönetmeliklerinde yer alan diğer hükümler çerçevesinde
düzenlenmesinde ve denetiminde güçlük çektiği temel konulardan birisi Cinsellik,
Müstehcenlik, Erotizm ya da Pornografi’dir. Zira, radyo ve televizyon yayınları kamu
hizmeti anlayışı esastır. Kamu hizmeti anlayışının başında * Toplumun millî ve
manevî değerlerine, * Demokratik kurallara ve kişi haklarına, * Genel ahlâk, toplum
huzuru ve Türk aile yapısına, * Anlatım özgürlüğüne, iletişim ve yayında
çoğulculuk esasına, * İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî
inançları dolayısıyla hiç bir şekilde kınanmaması ilkesine, aykırı olmamak
gelir...
Televizyon yayınlarının hızla
büyüyen ve gelişen Türkiye’mizin çok değerli varlığı olan Çocukların ve
gençlerin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve ahlâkî gelişimini olumsuz yönde
etkileyebilecek yayın yapılmaması esasına uygun olmak suretiyle yapılması
konusundaki hassasiyet doğal olarak yayıncılardan beklenmektedir. Radyo ve Televizyon
Yaynları Yayın Esas ve Usülleri Hakkındaki Yönetmeliğin, Yayıncının
Sorumlulukları başlığı altında “Cinsellik” ayrı bir madde olarak
düzenlenmiştir.
Madde 10 – Cinsel duyguları
sömürüye yönelik yayın yapılamaz, Ancak tür ve içerik gereği, cinselliğin yer
aldığı yapımlar, gençlerin ve çocukların zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlâki
gelişimini korumak amacıyla uygun uyarılar yapılarak, saat 24.00 ile 05.00 arasında
yayınlanabilir. Bu tür programların tanıtım duyurularında, cinselliğin teşhir
edildiği bölümler kullanılamaz. Bireyleri cinsel meta olarak gösteren yayın
yapılamaz.
Nedir cinsellik? Müstehcenlik? Erotizm?
Pornografi ? Yayıncılık bakımından bu kavramların tanımı, kapsamı ve yayın
yoluyla gösteriminin sınırlarını belirlemek son derece güç olmakla birlikte
yukarıda sayılan ve temeli “kamu hizmeti anlayışı” olan ilkelerin tamamıyla
yakından ilgilidir. Radyo ve televizyon yayınları kamu hizmeti anlayışı esas
olduğunu belirtmiştim. Bu kapsamda yayıncılık açısından başta yayıncıların
kendi otokontrol ya da özdenetimlerine mutlak ihtiyaç bulunan, CİNSELLİK ile ilgili
tanım ve kapsam yanında, cinsellik unsurunun yayın yoluyla gösteriminin
sınırlarını değerlendirmek gerekir.
- Toplumun millî ve manevî değerlerine
zarar verici ortam ve boyuttaki “cinsellik” herhalde sadece izleyicileri değil
yayıncıları da memnun etmeyecektir.
- ‘Cinsellik’ maskesi altında empoze
edilmeye çalışılan, her türlü iğrençlik ve pisliği, toplumun bir değer gibi
görmesi, onun esiri olması düşünülemez.
- Toplumu yozlaştırmak,
bireyselleştirmek, kendi iç dünyasına hapsetmek ve kendi öz değerleri dahil her
şeyi tüketmek için çırpınan bir toplum haline getirmek için sergilenen
‘cinsellik’ mutlaka ahlaki çöküntüyü de beraberinde getirecektir.
- Demokratik kurallara ve kişi
haklarına, aykırı boyuta varan düzeydeki “cinsellik” de herhalde başta sivil
toplum kuruluşları olmak üzere memnuniyetsizlik kaynağı olacaktır.
- Genel ahlâk, toplum huzuru ve Türk
aile yapısına, aykırı yayınlardan kaynağını bulan “cinsellik” son derece
tartışmalı, sınırları belirlenmemiş ve izafi olduğundan başta aile reislerini ve
genel olarak toplumun her ferdini memnun etmeyecektir.
- Anlatım özgürlüğüne, iletişim ve
yayında çoğulculuk esasına, uygunluk konusunda; aşırı, yönlendirmeci ve kural
dışı “cinsellik” unsurunun gösteriminde arkasına sığınılacak bir serbestlik
olmamalıdır.
Ve , “cinselliğin” her açıdan
“İnsanların ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dinî inançları dolayısıyla hiç
bir şekilde kınanmaması ilkesine” aykırı olmadan gösterilmesi, RTÜK kadar, başta
yayıncılar olmak üzere hemen herkesin ortak sorunudur.
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bir
yandan 3984 sayılı Kanunun temel hükümleri ile ilgili çalışmaları yürütmekte ve
kanundan kaynaklanan, Yönetmeliklerini çıkartmakla, diğer yandan teşkilatlanmasıyla
ilgili çalışmalarını tamamlamakla 6 yılı geride bırakmıştır. Üst Kurul, bu
süre zarfındaki tüm çalışma, düzenleme ve denetlemelerinde Kanun ve
Yönetmeliklerle vaaz edilen kamu hizmeti anlayışı esaslarının YAYINCILARIN
sağduyusunda değer bulmasını ve YAYIN İLKE ve POLİTİKALARINI KENDİLERİNİN
YÖNLENDİRMESİNİ desteklemiştir. RTÜK, hiçbir zaman sansürcü bir niteliğe
bürünmemiş, ılımlı bir anlayış ve ortamda kamu hizmeti anlayışı esaslarının
icracısı olmuştur. Nitekim, Üst Kurulumuz da cinsellik, müstehcenlik, erotizm
yoğunlukla tartışılmıştır. Bu unsurların yayın yoluyla gösterimi konusunda,
“uyarı” ve “geçici bir süreyle durdurma” gibi katı müeyyideler yayıncı
kuruluşlara ciddi boyutta uygulanmamıştır.
Türkiye’nin de imzaladığı Avrupa
Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi’nde televizyon programlarının genel ahlak
kuralları ve edebe aykırı olmaması, saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerini
kışkırtmaması, pornografi içermemesine dair ilkeler yer almıştır. Sözleşmenin
”Yayıncının Sorumlulukları” başlıklı bölümünde 7 inci madde; “program
hizmetleri edebe aykırı olmayacak ve pornografi içermeyecektir” şeklindedir.
İngiliz Yayın İlkeleri arasında da “Kışkırtıcı, suçu teşvik edici,
yerleşmiş düzeni bozabilecek hiç bir program unsuru kabul edilemez” ve
“programların hiçbir unsuru zevk ve nezahet ölçülerine aykırı olamaz, toplumun
duyarlılığını zedeleyemez” hükümleri bulunmaktadır.
Aynı doğrultuda, Basın Konseyi’nin
belirlediği Basın Meslek İlkelerinde şiddet haberlerini sunarken uyulması gereken
şartlar belirtilmektedir. Basın Konseyi ilkelerine göre; “şiddet ve zorbalığı
özendirici yayın yapmaktan kaçınılır.” (Md:13) Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin
yayınladığı “Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi”nde de Gazetecinin
temel görevleri ve ilkeleri başlığı altında, “Gazeteci; her türden şiddeti
haklı gösteren, özendiren, kışkırtan yayın yapamaz” diğer maddelerde de
“Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet
edilemez.” (Md:3), “Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı,
genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını
sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.” (Md:2) denilmektedir. Maalesef
gerçekleşmeler ilke ve öngörülerden çok farklıdır.
Konuyla ilgili olarak, 1739 Sayılı Milli
Eğitim Temel Kanunundaki genel amaç ve temel ilkeler, bu kanunun 3. maddesinde şöyle
sıralanmıştır: ... Türk milletinin, milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel
değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren, ailesini, vatanını, milletini seven ve
daima yüceltmeye çalışan ... yurttaşlar olarak yetiştirmek, .... beden, zihin,
ahlak, ruh ve duygu bakımlarından, dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş kişiliğe
ve karaktere, hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip,
insan haklarına saygılı ve topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı ve yaratıcı ve
verimli insanları yetiştirmek...” Bu amaçtan hareketle, ülkemiz yarınlarının
teminatı olan gençlerimiz başta olmak üzere, insanımız için yapabileceğimiz çok
daha güzel ve erdemli şeyler elbette mevcuttur.
RTÜK’ce müeyyideler genel olarak
terör, şiddet, genel ahlak, kişi hakları gibi konularda uygulanmış olup, müeyyidelerin
istatistiği 1994 yılından 20 Eylül 2000 tarihine kadar toplam “uyarı”
sayısı: 710, toplam “geçici bir süre yayın durdurma” sayısı: 458‘dir. Ulusal,
Bölgesel ve Yerel yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşlarına verilen ‘Uyarı’
ve ‘Geçici Süreyle Yayın Durdurma’ kararlarının dökümü Tablo 1’de (RTÜK
İLETİŞİM Dergisinin 18. sayısında yer almaktadır) görülebilir.
Tablodan yoğunlukla uygulanan
müeyyidelerin dahi caydırıcılık sağlayamadığı görülmektedir. Bu müeyyidelerde
“müstehcenlik” içeren yayınların ağırlığı ciddi bir inceleme konusu olup,
mevzuattaki diğer hükümler özetle;
Madde 5/d; “Genel ahlaka aykırı,
toplumda korku ve paniğe yol açacak, asılsız haber ve programlarla toplumun huzurunu
bozacak ve toplumun en küçük birimi olan aile yapısını zedeleyecek nitelikte yayın
yapılamaz.”
Tablo 1
RTÜK’ce Ulusal, Bölgesel ve Yerel
Yayın Yapan Radyo ve Televizyon Kuruluşlarına Verilen ‘Uyarı’ ve ‘Geçici
Süreyle Yayın Durdurma’ Cezaları
| |
Televizyonlar |
Radyolar |
Toplam
Müeyyide |
| Uyarı - Durdurma |
Uyarı
- Durdurma |
Uyarı
- Durdurma |
ULUSAL |
171 |
172 |
40 |
46 |
211 |
218 |
BÖLGESEL |
23 |
8 |
38 |
21 |
61 |
29 |
YEREL |
219 |
108 |
219 |
103 |
438 |
211 |
Toplam |
413 |
288 |
297 |
170 |
710 |
458 |
|
|
Madde 7; “Yayınlarda
insanların ıstırapları, acıları, yaşadıkları felaketler, ölüm anları ve
benzeri durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku yaratacak veya izleyicileri
dehşete düşürecek biçimde verilemez.”
Madde 5/a-2; “Çocuğun ruh
sağlığını bozacak ve kişilik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler bırakabilecek,
sebepsiz korkular ve çelişkili duygular yaşatabilecek anlatımlara, çocuğu şiddete
özendiren, şiddeti temsil eden kişileri kahraman gibi gösteren yapımlara yer
verilemez.”
Madde 5/a-3; “Çocuk programlarında
karamsarlığa, pasifliğe, bencilliğe ve çıkarcılığa yönelik mesajlar yer
alamaz.”
Madde 5/a-5; “Çizgi film ve dramaların
seçiminde çocukların zihinsel, ahlaki ve toplumsal gelişmesindeki olumlu rolü dikkate
alınır.”
Madde 5/b-4; “Gençlik programlarında
gençliği şiddete özendiren, şiddeti temsil eden kişileri kahraman gibi gösteren,
gençleri ahlaki bunalımlara sürükleyebilecek konulardan kaçınılır. Sevgi, barış,
dostluk ve hoşgörü gibi konuların işlenmesine ağırlık verilir.”
Madde 5/d-5; “Korku ve dehşet
yaratmadan, her yaş grubuna hitap edebilecek tarzda trafik kuralları, tabii afetler ve
benzeri konularla ilgili temel alışkanlıkları kazandıracak bilgiler verici, tedbirler
öğretici,” hükümleri yer almaktadır.
RTÜK araştırmaları ve yansımalar
RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları
Dairesi Başkanlığı’mızca 31 Ocak 1998 Cumartesi-1 Şubat 1998 Pazar günleri Ulusal
düzeyde yayın yapan 12 TV Kanalının Anahaber yayınlarıyla ilgili olarak sadece 2
günlük bir dönemi kapsayan; Ulusal Televizyonların Anahaber Bültenleri İçerik
Analizi yapılmış ve bu araştırmada ilginç sonuçlara ulaşılmıştır. Ulusal
düzeyde yayın yapan 12 televizyon kanalının (11’i özel ve TRT’nin Birinci
kanalı) toplam anahaber bülteni süresi 31 Ocak 1998 Cumartesi günü 8 saat 15 dakika 8
saniye olup, bu sürede; Magazin haberleri birinci gün 93 haberle yüzde 42.27, ikinci
gün de 98 haberle yüzde 40.50 oranında “anahaber”lerin izleyicisisine sunulmuştur.
Tablo 2
Ulusal Televizyonların Anahaber
Bültenleri
Genel Nitelik Bilgileri (Haberlerin Konu, Süre ve Oranı)
| Haberin Konusu |
31
Ocak 1998 |
1
Şubat 1998 |
| |
Sayı |
Yüzde |
Sayı |
Yüzde |
Terör
Haberleri |
22 Haber |
10.00 |
9 Haber |
3.72 |
Siyasi
Haberler |
56 Haber |
25.45 |
69 Haber |
28.51 |
Ekonomik
Haberler |
5 Haber |
2.27 |
12 Haber |
4.96 |
Magazin
Haberleri |
93 Haber |
42.27 |
98 Haber |
40.50 |
Spor
Haberleri |
1 Haber |
0.45 |
6 Haber |
2.48 |
Dini
Haberler |
2 Haber |
0.91 |
4 Haber |
1.65 |
Adli
Haberler |
22 Haber |
10.00 |
40 Haber |
16.53 |
Trafik
Haberleri |
19 Haber |
8.64 |
4 Haber |
1.65 |
Toplam |
220 Haber |
100.00 |
242 Haber |
100.00 |
|
|
Anahaberlerde “şiddet ve
müstehcenlik için aynı araştırmada yeralan bir örnek olay incelenebilir. “Show TV
Ana Haber Bülteni” 31 Ocak 1998 Cumartesi günü, toplam 71.05 dakika sürmüş ve 26
ayrı haber; 1 Şubat 1998 Pazar günü ise toplam 72.54 dakika sürmüş ve yine toplam
26 ayrı haber verilmiştir. “Genç kızlara ibret” başlığıyla iki gün üst üste
verilen haber Cumartesi günü saat 20:04’te başlamış tam 9 dakika sürmüş ve
habere ait 3 alt yazı, 3 fragman verilmiş iken aynı haber Pazar günü, saat 20:03’te
başlamış tam 12 dakika sürmüş, habere ait 8 alt yazı, 2 fragman verilmiştir. Haber
birinci gün fragmanlar dahil toplam 10.5 dakika, ikinci gün ise fragmanlar dahil toplam
13 dakika sürmüştür.
Sözkonusu habere konu olan kişi
(kadın), 31 Ocak 1998, Cumartesi günü şikayette bulunduğu birkaç erkeği (kadın
satıcılarını) 33 kez “tokatlamak, yumruk vurmak”, 23 kez de “tekme atmak,
itelemek, yakasından tutarak sarsmak” suretiyle, toplam 56 adet bedensel şiddet eylemi
uygulamıştır. Aynı haber ertesi gün tekrarlarla güçlendirilmiş ve 1 ?ubat 1998,
Pazar günü, 53 kez “tokatlamak, yumruk vurmak”, 18 kez de “tekme atmak, itelemek,
yakasından tutarak sarsmak” suretiyle, toplam 71 adet bedensel şiddet eylemi
uygulamıştır.
Öte yandan, haberin sunuluşunda
SPİKER’in okumaları, izleyicide heyecan ve gerilim yaratırken, olayın
tanımlanmasında kullanılan; “kadın tacirleri, tokat üstüne tokat, fuhuş batağı,
erkeklere pazarlanan kadın, kadının son müşterisi” gibi ifadelerde ayrı bir
inceleme konusu olmuştur. Aynı haberde, habere konu olan kadının, şikayette
bulunduğu anlaşılan erkeklere karşı, fragmanlar dahil bütün haber boyunca 50’ye
yakın “genel ahlaka aykırı” olabilecek argo sözcükler kullandığı
görülmüştür. Bu kelimeler; Lan/ulan (29 kez), kanımı emdiniz (6 kez), git bacını
sat (4 kez), sat benim gibilerini (2 kez), karını zaten satıyorsun 2 kez, karını
satmıyor musun, karının sabıkası var mı, başkasını götürüp satsın, karı-kız
satmak, bin kişinin karısı olmak, beyaz kadın tacirleri’, senin dostun kaçtı mı,
gibi...
“Genç Kızlara İbret” başlıklı
haberde kızların nasıl tuzağa düşürüldüğü, hangi yöntemlerle kandırıldığı
gibi habere konu olabilecek hususlara yer verilmezken; fuhuş batağında zorla
çalıştırılan kadınların kendilerini satanları ihbar ettiğinde ya da kendisini
satan kişilerden kaçtığında nasıl cezalandırılacağına yönelik son derece
ilginç konuşmalara yer verilmiştir. Kadın, satıcıları ihbar ettiği için
“öldürüleceğini” ifade eden 6 cümle kullanırken, “ellerinden kaçan kadınlara
karşı uyguladıkları cezaları” anlatan 5 ayrı cümle kullanmıştır. Haber yayına
verilmeden önce, habercilik ilkeleri, Türkçe’nin kullanımına ve etik değerlere
gereken özen gösterilmediği için haber, ifade edilmek istenilenin dışında ters bir
yapıya bürünmektedir.
Bir önemli unsur da, ağır küfür
sayılabilecek pezevenk, orospu gibi... sözcüklerin kesilmesi yoluyla (biplemek)
izleyiciye sözde işittirilmemesidir. Ancak haberde, kadının sesi, görüntüsü ve
altyazıyla söylenenlerin yazılması sonucu bu üç unsurun birarada olduğu
görsel-işitsel konumda “..biplemek..” izleyiciyi söylenen kötü sözün
anlaşılması veya etkisinden koruyamamaktadır.
Her iki gün boyunca yaklaşık 24
dakikalık bir süreyle verilen haberde (ayrıca haber 3. gün de gösterilmiştir)
görüntülenen şiddet, hem bedensel hem de sözel şiddet kapsamındadır. ?iddetin dozu
incelendiğinde, haberin görüntü-metin ve altyazılarında gerek fiziksel açıdan,
gerekse sözel açıdan aşırı boyutta şiddet içermesinin yanı sıra, zorla fuhuşa
sürüklenen kadının; yine kendisine bir çok şiddet (tehdit, tecavüz, dayak, küfür,
aşağılama, zorla fuhuşa sürükleme gibi) çeşidi uygulayanlara hem bedensel hem de
sözel şiddetle saldırması ile “çok çelişkili bir şiddet boyutu”nu
içermektedir.
Şiddet ortamını irdelediğimizde ise
izleyiciyi dehşete ve çelişkiye sürükleyen bir durum sözkonusudur. Burada aslında
kin ve nefret duygularının birikimiyle oluşan, açıkçası bir öç alma mevcuttur.
Fakat şiddete, yine şiddetle karşılık verilmesi ve bunun da T.C. Güvenlik Güçleri
(Polisin) gözlem ve kontrolü altında gerçekleşmesi izleyicinin hem çelişki hem de
dehşet duygularına kapılmasına yol açmaktadır. Daha açık bir ifade ile, “Genç
kızlara ibret” başlığıyla verilen bu haber, aşırı boyutta şiddet içermekte, bu
şiddete hangi amaçla başvurulduğu ise açıklıkla bilinememektedir.
Şiddetin hangi bağlamda
gösterildiğini, diğer bir ifade ile haberin şiddet görüntüsü gerektirip
gerektirmediği konusunu irdelediğimizde ise, konu şiddet görüntüsü gerektirmediği
gibi, bu şekliyle sergilenen şiddet görüntüsünün seyirciye gerek bu kadar çok
sayıda altyazı ve fragmanla gerekse 10.5 dakika, 13 dakika gibi uzun bir süreyle
izlettirilmesinin hiç bir anlamı olmamasının yanı sıra sosyolojik ve psikolojik
açıdan büyük tahribata sebep olmaktadır. Görüntülenen şiddet izleyici üzerinde
bir çok açıdan olumsuz tepkiler yaratmaktadır. Öte yandan kadının, yaşını
açıkça sorarak 16 olduğunu öğrendiği halde, Çocuk (genç) bir kişiye
uyguladığı sözel ve fiziksel şiddet ve bunun yayın yoluyla gösterimi ayrı bir
hukuki tartışma gerektirmektedir.
Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi
Başkanlığı’nın projelendirdiği ALO RTÜK “178” özel telefon hattına
vatandaşlardan 1998 yılında gelen 22.211 şikayetten 1.128’i genel ahlaka
aykırılık 267’si çocuklara kötü örnek olma, 92’si eşcinselliğe özendirme,
1.889’u cinsellik / erotizm şeklindedir. Vatandaşlar, 1999 yılında bu hatta sadece
televizyonlar için 45.982 şikayette bulunmuş ve 5.524’ü genel ahlaka aykırılık
448’i çocuklara kötü örnek olma, 127’si eşcinselliğe özendirme, 4.452 cinsellik
/ erotizm gibi konularda bildirimde bulunmuştur.
Programlarda cinselliğin aşırı ve
düzeysiz bir biçimde yer alması, homoseksüellik ve benzeri çarpık ilişkilerin, çok
sık ve şiddet, içki ve uyuşturucu gibi bir yığın öğelerle birlikte işlenmesi, bu
görüntülerin özendirici boyutlara vardırılması, gelecek nesillerin tehdit altında
bırakılması sonucunu doğurmaktadır.
Vatandaşların ALO RTÜK hattına
bildirdiği mesajlar Tablo 3’de (RTÜK’ün www.rtuk.org.tr internet adresinde)
mukayeseli olarak sunulmuş olup, “Cinsellik, erotik, pornografik ve müstehcenlik”
içeren televizyon yayınlarına yönelik şikayetlerden dikkat çeken hususlar ek 1’de
sıralanmıştır.
Öte yandan toplumun gelişim ve
değerlerindeki değişimine paralel olarak anlayış farklılığının araştırılması
önemli bir olgu haline gelmiştir. Bu yöndeki çalışmalardan birisi Televizyon
Yayınlarında Müstehcenlik ve İzleyicinin Kabul Sınırları araştırması olup,
ulaşılan bulgulardan bazıları şunlardır.;
* Batı ülkelerinde ticari
televizyonlarda müstehcenlik konusu sürekli şikayetlere konu olmuş; toplum ahlakı,
aile yapısı ve bilhassa çocukların ruh ve beden sağlığını tehdit ettiği ileri
sürülmüştür.
* Amerika’da bu tür yayınlara karşı
ailelerin duyarlılığının çok yüksek olduğu, ebeveynlerin müstehcen yayınların,
çocuklar ve gençler üzerinde olumsuz etkileri olduğunu belirttikleri, bilimsel
araştırmalarla da desteklenmiştir.
* ABD’de ebeveynler; çocuklarının
‘görmemeleri gereken şeyleri televizyonda gördüklerinden’ şikayetle, programlarda
çok fazla seksüel materyal sunulduğunu, bunun ise çocukların cinselliğe yönelik
tutum ve değer geliştirmelerinde, sapkınlığa yol açmada rol oynadığı
düşüncesindedirler.
* Yazara göre; ticari televizyonların
bazı batı ülkelerinde ve Japonya’da olduğu gibi kendi özdenetimlerini
sağlayacakları bir kuruluş ile yayıncıların kendi aralarında kuracakları etik
konseyi gibi organlar önem taşımaktadır. Bu düşünce Üst Kurulumuzun radyo ve
televizyon yayıncılığı bakımından otokontrole ve özdenetime verdiği önemle
örtüşmektedir.
* Yapılan araştırmalarda; evlilik
dışı cinsel ilişkilerin, evli çiftlerin ilişkisinden daha çok ele alınıp
gösterildiği belirlenmiştir. Ayrıca elde olunan bulgulara göre; evli olmadan hamile
kalan kız çocuklarının, ‘TV’deki cinsel ilişkilerin gerçek yaşamdakinin
aynısı olduğu’ nu söylemeye, bu tür bir ilişkiye girmeyen kız çocuklarına göre
daha fazla eğilimli olduğu saptanmıştır.
* Yayıncılık geleneği ve BBC etiği
olan İngiltere’de de ticari televizyon yayınlarında son zamanlarda müstehcenliğin
arttığı görülmektedir. İngiltere’de yapılan araştırmalar, İngilizlerin,
çocukları ve başkaları ile televizyon izlerken müstehcen sahnelere yakalanmaktan
korktuklarını ve bu sahneleri başkalarıyla izlerken utandıklarını ortaya
koymaktadır.
* Avrupa’da hemen hemen ülkelerin
tamamında müstehcenliğin toplumsal zararlarına karşı tedbirler alınmaktadır. Bu
tedbirlerin başında, bu tür yayınların çocukların uyanık olmadıkları geç
saatlerde yayınlanması gelmektedir. (İngiltere’de saat 22.00, Fransa’da saat
22.30’dan sonra bu yayınlara izin verilmektedir.) RTÜK, Yayıncının Sorumlulukları
açısından ‘Cinsellik ‘içeren yayınların saat 24.00 ile 05.00 arasında, bu
programlara ilişkin tanıtım duyurularının ise 21.30’dan önce yapılamayacağını
yönetmelikle belirlemiştir.
Araştırmada televizyonda
müstehcenliğin izleyici tarafından kabul sınırlarına ilişkin altı ayrı senaryo
geliştirilmiş ve bu senaryolara izleyicinin yaklaşımları farklı açılardan
incelenmiştir. Tablo 4’de bu araştırmada yeralan senaryolar ve izleyicinin tutumları
görülmektedir. Araştırmaya göre;
* Müstehcenliğin yeraldığı altı
ayrı senaryoda genel olarak; bireylerin televizyonu tek başına izlediklerinde
gösterdikleri kabul sınırları ile televizyonun eş, çocuk ve başkalarıyla birlikte
izlendiğinde gösterdikleri kabul sınırı arasında önemli farklar bulunmaktadır.
* Türk izleyicisi kabul edilmezliği en
yüksek olan ‘zina’ konusu ve zinaya ait müstehcen görüntülere tepki vermekte,
verdiği tepkiyle diğer ülke izleyicilerden ayrılmaktadır. Ancak, diğer tepkilerde
genel bir benzerlik göstermektedir.
* İzleyicilerin kadın-erkek olmaları
bir başka belirleyici olup, kadınların müstehcenliği kabul edebilirlikleri erkeklere
göre daha azdır.
* Evli ve bekar olmanın da
müstehcenliğin kabul derecesinde rol oynadığı, evlilerin -çocuk sahibi olsun
olmasın- daha muhafazakar tutum sergilemeleri aile kavramına kutsallık atfetmelerinden
kaynaklandığı yorumuna dayanmaktadır.
* Bireylerin televizyonu tek başına
izlemek ya da eş, çocuk ve başkalarıyla birlikte izlemedeki kabul sınırında önemli
farklar bulunmaktadır. Ayrıca, eğitim düzeyi arttıkça ‘kabul edilebilirlik’
yüzdesinin de yükseldiği gözlemlenmektedir.
* Araştırma sonucunda dindar olduğunu
belirten izleyicilerle, ileri yaştaki bireylerin müstehcen yayınlara karşı daha çok
‘olumsuz’ tepkilere sahip oldukları açıkca belirlenmiştir.
RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları
Dairesi Başkanlığı’mızca yapılan kamuoyu araştırmalarında; son derece
çarpıcı sonuçlar elde edildi. Aile Bireylerinin Televizyon İzleme ‘Gün ve Saat’
Alışkanlıkları Araştırmasına göre (5.360 kişiyle yapılan anket) Türkiye’de
yetişkinler ve çocuklar ortalama günde 4 saate yakın televizyon izliyorlar. Bir başka
anlatımla haftanın en az bir tam gününü televizyon karşısında geçiriyoruz.
Televizyonkoliklik düzeyinde günde 5 saatten fazla televizyon seyredenlerin oranı ise %
20.
Bir başka kamuoyu araştırmasında 6.993
Vatandaşa “Çocuklara Yönelik” televizyon yayınlarıyla ilgili sorular yöneltildi.
Çocukların TV izleyebileceği saatlerde, çocukları şiddet kullanmaya özendirici
programlar yayınlanıyor mu? sorusuna katılanların yüzde 61’i ‘evet’, yüzde
24’ü ‘kısmen’ cevabı vermiştir. Evet ve kısmen diyenlerin toplamı yüzde
85’tir. Bir başka soruda, Çocuklar şiddet içeren görüntülerden ne kadar
etkileniyor? şeklindeydi. Ankete katılanların yüzde 43’ü ‘çok fazla’, yüzde
34’ü ‘fazla’ cevabı vermiştir. Çok fazla ve fazla diyenlerin toplamı yüzde
77’dir.
Haber programından çizgi film seçimine
kadar, çocuklara yönelik her türlü program seçiminde, konuyla ilgili uzman
görüşüne yeterince yer verilmezken, Aileler de maalesef çocuklarının şiddet
içeren programları izlemesini kontrol edemiyor. Çocukların şiddet içeren yayınları
izleyip-izlememesini kontrol edebiliyor musunuz?” sorusuna katılımcıların tamamına
yakını “hayır” cevabı vermişlerdir.
Türkiye’de radyo ve televizyon
alanında son yıllarda yaşanan kargaşa sonrasında kurulan Radyo ve Televizyon Üst
Kurulu (RTÜK), 3984 Sayılı Kanunda yer alan “yayın ilkelerine aykırı yayın yapan
radyo ve televizyon kuruluşlarını” uyarmakta, ihlalin tekrarlanması halinde geçici
durdurma cezası ile cezalandırmakta veya yayın iznini iptal etmektedir. Görsel ve
işitsel yayıncılığın yapıldığı tüm demokratik ülkelerde RTÜK benzeri
kuruluşlar yer almakta ve bu ülkelerin hemen tümünde yayın durdurma cezaları
bulunmaktadır. RTÜK herhangi bir şekilde öndenetim yapmamakta, yayıncı kuruluşları
yayın öncesinde incelememekte, uyarmamakta, yasal düzenlemelerin gerektirdiği ve
herkesçe bilinen ve bilinmesi gereken hükümlere göre karar almaktadır.
RTÜK’ün kanun ve yönetmeliklerden
kaynaklanan yaptırımıyla, yeterli inceleme ve denetimi yapabildiği söylenemez. Esas
olan, karar ve uygulamalarıyla son derece müsamahalı olan Üst Kurulun hızla
büyümüş ve teknik olarak kontrol edilmesi de güçleşmiş olan radyo ve televizyon
yayıncılığına “kamu yararı” açısından iyi yönde katkı sağlama arzusudur.
Kamu yararının gözetilmesini tek başına düzenleyici kuruluşa (yani RTÜK’e)
bırakmak da ciddiyetten uzak olur. Kanaatimce, yayıncılık açısından kamu vicdanı
ve kamu yararının ilk savunucusu “tüm unsurlarıyla kamunun kendisi”, ikinci
savunucusu da “yayıncılar” olmalıdır.
Saldırgan davranışların ve şiddet
eylemlerinin uyarıcı nitelik taşıması, engellerin aşılmasında, sorunların
çözümünde kullanılması, eylemi yapan insanın haklı olması, ödüllendirilmesi,
eleştirilmemesi, kınanmaması, cezalandırılmaması bu tip davranışların ve
eylemlerin artmasına, yayılmasına yol açmaktadır. Batılı bireyin, özellikle
Amerikalının TV karşısına geçtiği zaman, ya da sinemada, sanattan çok heyecan
aradığı gözlenmiştir. şiddet unsurunun televizyon ve sinemalarda ‘erotizm’ ile
beraber sunulması halinde, reytingin yükseldiği, ticari başarı için şirketlerin,
yönetmen ve yapımcıların şiddeti vazgeçilmez bir öğe olarak gördükleri
tartışılmaz bir olgudur.
Cinsel şiddetin olağan ve hatta yararlı
olduğunu vurgulayan ‘şiddet içerikli pornografi filmleri’, izleyici kitlenin normal
olarak bastırılmış durumda bulunan ‘zulmetme’ dürtülerinin su yüzüne
çıkmasına neden olmaktadır. Şiddet sahnelerinde duyulan heyecanın çekiciliğini
şöyle bir düzenekle açıklamak gündemdedir: Değişen ekonomik şartlar, artan nüfus
yoğunluğu, gitgide zorlaşan iş koşullarıyla Batılı birey TV karşısına geçerek
boşalmayı tercih etmektedir. İnsanlar gündelik öfkelerini TV’nin karşısında,
şiddet sahnelerinde kendileri aktörmüşçesine, özdeşleştikleri kahramanlarla
eşduyum halinde boşaltmaktadırlar. Şiddet sahnelerini izleyen birey, öfkelendiği
kişinin cezalandırılmasından haz alır. Gündelik öfkelerin somutlaştığı kötü
adamlar, hainler, yalancılar, ikiyüzlüler ve kanunsuzlar tek tek öldürülmekte,
işkence görmektedir.
T.C. Başbakanlık Aile Araştırma
Kurumu’na Ağustos-Ekim 1996 tarihlerinde, 162 kişilik bir ekiple toplam 3552 örneklem
üzerinde ve Türkiye genelinde yapılan, “Türk Ailesinde Adoselanların Sorunları ve
Bunlara İlişkin Politikalar Araştırması”na göre;
* 13-18 yaş arası ergenlerden;
TV’lerde cinsellikle ilgili programların yayınlanmasını isteyenlerin oranı % 48
iken, bu programların faydalı olacağını düşünenler % 19 oranındadır.
* Annelerde, % 45’i TV’lerde
cinsellikle ilgili bilgi verilmesinin faydalı olacağını belirtmişken, % 40.1
oranında anne TV’lerde yayınlanan ve gençlerin sorunlarıyla ilgili olan programları
izlediklerini beyan etmektedir.
* Öğretmenlerden % 80.5’i,
televizyonlarda cinsellikle ilgili programların yayınlanmasını arzu etmektedirler.
* İşveren/Ustabaşı/Yöneticilerle
yapılan araştırmaya göre ise; % 63’ü televizyonlarda cinsellikle ilgili
programların yayınlanmasını istemektedirler.
Sonuç olarak; Medyanın süregelen
önemli sorunlarının başında, ulusal ve evrensel boyutta yazılı ve sözel ilkelere
rağmen özdenetim sağlanamaması yanında medyanın yazılı-görsel-işitsel
terminolojisini oluşturamaması ortak hareket etme olgunluğunu gösterememesi
gelmektedir. Örneğin, ABD’nin ABC, NBC, CBS ve Fox Network gibi dört büyük
televizyon kuruluşu, şiddet ve pornografi içeren görüntüleri azaltmış, bu tip
görüntülerin yer aldığı programları gecenin geç saatlerine kaydırmış, aileleri
önceden uyarma kararı almıştır.
Türk insanı, büyüğü-küçüğü,
kadını erkeği ile, mükemmel sağduyuya sahip, yanlışı doğrudan, edepli olanı
edepsiz olandan ayrımsayacak bir yapıya sahiptir. Türk toplumu hergün saatlerce
ekranlardan aile ortamına ve mekanlara sızan bir yığın kan, vahşet, şiddet,
tecavüz, sapıklık, iğrençlik ve hayasızlıktan bıkmış ve bunları izlemenin ne
kendine ne de topluma hiçbirşey kazandırmadığını aksine birçok erdem, vefa,
fazilet, saygı, sevgi, şevkat ve yardımlaşma duygularını da süratle erittiğinin
farkındalığını hemen her zeminde duymak, gözlemek mümkündür.
Kamuoyu, bireysel ve toplumsal
bakımlardan çağdaşlaşmanın bu yayınları izlemekle olmadığının, aksine bu ekran
kirliliğinden uzak kalarak, bilime ve teknolojiye değer vererek, kendi öz benliğimizi
yitirmemekle olduğunun bilinciyle aşırı cinsellik, müstehcenlik, erotizm ve
pornografi içeren yayınlara karşı yüksek bir duyarlılık göstermektedir.
Televizyon yayınlarında suç ve
toplumsal kurallara aykırı, insanların ıstırapları, acıları, yaşadıkları
felaketler, ölüm anları ve benzeri durumlar duygu sömürüsüne yol açacak, korku
yaratacak veya izleyicileri dehşete düşürecek şekilde verilmemeli, halkın ruh
sağlığını bozacak yayın yapılmamalıdır. Türkiye, yeni binyıla girerken tüm
kurumlarıyla basın özgürlüğünün genişleyen boyutu kadar televizyon
yayınlarının olumlu ve olumsuz sonuçları ile ortak kavram ve duyarlılıkları da
tartışmalı, “genel ahlaka aykırı olarak nitelendirilebilecek yayınların”
gösterimine son verilmelidir...
Ek 1
Vatandaşların ALO RTÜK Hattına
Bildirdiği Mesajlardan
“Cinsellik, erotik, pornografik ve
müstehcenlik” içeren televizyon yayınlarına yönelik şikayetlerden dikkat çeken
hususlar
- Ekranlara eşcinsel, transseksüel,
homoseksüel, biseksüel gibi cinsel çarpıklıkların yansıması son derece mahsurlu
görülmektedir. Televole, Bayramvole, Özel Hat, High Life, vd. gibi programlarda uzun
uzun bu tarz yaşam ön plana çıkartılmaktadır. Ayrıca, iki erkek dansözün uzun
süre ana haberlerde ve özellikle gece haberlerinde canlı yayına çıkarılması
şiddetle eleştirilmektedir.
- Kadın haysiyetini doğrudan hedef alan,
bir yarışma programındaki “Siz patronlarınızın kucağına oturan sekreterlerden
misiniz?” ve “”Az kullanılmış müstamel dul” tabirleri ile anahaberlerde
“Nataşaların fiyatı yarıya indi” gibi sözler toplumun her kesiminden tepki
almıştır.
- Şarkıcı / şovmen Aydın adlı
kişinin “Gelin-Kaynana” isimli programı ile diğer programlardaki kadınsı
hareketleri, bayanların doğal olmayan tarzının kötü taklidi nedeniyle iğreltici
bulunmakta ve çocuklara kötü örnek olacağı belirtilmektedir.
- Çarkıfelek programı sunucusu M.Ali
Erbil’in esprilerinde homoseksüel davranış ve sözleri sık sık tekrarlaması,
(özellikle Fatih Ürek ile ilgili espriler) toplumu rahatsız etmekte, garip söz ve
davranışları kişiliğinde görülen efemine sanatçıların programlara konuk edilmesi
ve bunların ön plana çıkartılması çocuklar üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.
- Turnike (Güner Ümit) ve Çarkıfelek
(Mehmet Ali Erbil) yarışma programlarında kullanılan bazı esprilerinin insan onuruna
ve genel ahlaka aykırı olduğu ileri sürülmekte, bu erkek sunucuların kadın
kıyafeti ile ekrana çıkması ve erkek izleyicilerin kucağına oturmaya kadar varan,
sözde kadınsı, garip davranışlarını anne ve babalar şiddetle eleştirilmektedir.
Ekranlarda kadınsı(!) davranışlar ve giysiler içindeki sunucu ve sanatçıların sık
sık boy göstermesi, bu tip davranışlara gençlerin özenti duymalarına neden
olabileceği belirtilmektedir.
- Hülya Avşar Show adlı programda,
müstehcen tarzda davranışlara örnek olarak, sunucunun bayan konuğunun göğsünü
sıkması, küçük konuğu kucağa oturtarak erkekliğe ilişkin sözler sarfetmesi,
program bütünlüğünün “genel ahlaka” aykırı sözel ve görsel davranışlar
içerdiği ileri sürülüyor.
- Müzik kliplerindeki bazı söz ve
görüntülerin müstehcenlik içerdiği ve genel ahlaka aykırı bulunduğu
görülmektedir. Örneğin; “Malımı mülkümü al, gel de en kuytumu al”,
“Yatağıma gel”, “Azıcık ucundan versen”, “Neremi neremi”,
“kaldıramazsan kaldırırlar”, “Kuşu kalkmaz”, “Sokarım politikana” şarkı
ve kliplerindeki sözler gibi... Ayrıca, Evimizin gelini klibinde küçük bir çocuğun
genç bir bayanı anahtar deliğinden röntgenlemesi sahnesi ebeveyhlerin ciddi tepkisine
neden olmuştur. Kliplerde işlenen cinsellik ve şiddet unsurları,
çocukların/gençlerin ilgisini çekmekte ve taklite varıncaya kadar, bir yığın
davranış bozukluklarına sebep olmaktadır.
- Huysuz Virjin adlı show programında
sanatçının giyimi, davranışları, sözleri ve esprileri, ekran karşısındaki
milyonların bu davranışlardan tedirgin olmaları sonucunu doğurmuştur. Huysuz
Virjin’de sanatçının, gelen konukların fiziksel özellikleri ve giyimlerini konu
alan cinsel içerikli sözler ile alaycı ve taciz eder bir şekildie espriler söylemesi
genel ahlaka aykırı bir durum teşkil etmektedir.
- Ekranlarda homoseksüellerin
hayatlarını konu alan programların gerek haberlerde gerekse de diğer programlarda yer
alması anne ve babaların çocukları için tedirgin olmalarına neden olmaktadır. Bazı
dizilerde başrol oyuncusunun yayında yer alan homoseksüel kişileri canlandıran ve bu
kişilerin son derece iyi kalpli, hassas insanlar oldukları imajını veren yanıltıcı
davranış biçimleri özellikle gençlerin bu kişilere karşı özenti içine
girmelerine neden olabilmektedir.
- Özellikle küçük çocukların
izlediği, “Teletubbies” adlı programın, Amerika’da eşcinsel imajından dolayı
yasaklanmış olmasına rağmen Türkiye’de gösterilmesi, özellikle küçük çocuğu
olan ebeveynlerce eleştirilmekte, kaygıya yol açmaktadır.
- Talk show programlarında sergilenen
aşırı boyuttaki, cinsel espri ve hareketler çocukların/gençlerin ahlaki yapısını
tahrip etmektedir. Bazı programları sunan kadın kılığına girmiş şahsiyetlerin
oluşturduğu tiplemeler, çocuklar ve gençler üzerinde çarpık cinsel tercihlere
özendirici bir etki doğurmaktadır.
- Yarışma programlarında sergilenen,
küfürlü, argo sözcük dolu ve alaylı ifadeler ile müstehcen cinsel imalı hakaret ve
sözler; çocuklar ve gençler tarafından gündelik yaşama dahi taşınarak, ahlaki
davranış bozukluklarına yol açmaktadır.
- Paparazzi veya Tele-vole gibi içeriği
tam anlaşılamayan ve sözde magazin ağırlıklı olarak tanımlanan programlarda;
mankenlerin, sporcuların, sözde sanatçı v.s.’lerin özel yaşamlarından, parasal
harcamalarından, flörtlerinden düzeysizce bahsedilmesi, güya çok şatafatlı ve
parlak olan yaşamlarının sık sık ekranlara taşınması özellikle gençlerin,
anlamsız bir özenti içine girmelerine neden olmaktadır.
- Yerli ve yabancı film ve dizilerde
sıkça işlenen şiddet dolu tecavüz sahneleri, cinsel şiddetin olağan ve hatta
yararlı olduğunu vurgulayan ‘şiddet içerikli pornografi filmleri’, izleyici
kitlenin normal olarak bastırılmış durumda bulunan ‘zulmetme’ dürtülerinin su
yüzüne çıkmasına neden olmakta, çocukların ve gençlerin ruhi yapılarını
alt-üst etmektedir.
- Hiç bir ilgisi olmaksızın, temizlik,
gıda gibi bir çok ürünün reklamı yapılırken, erotik çığlık, efekt, ses,
görüntü gibi unsurların reklamlarda kullanılması çocukların/gençlerin ahlaki
yapısını bozduğu, muhafazakar erişkinleri de tedirgin ettiği ileri sürülmektedir.
- Film ve dizilerde, gayri meşru
ilişkilerin, sıradanlaştırılarak fazlaca yer alması ve ekranlara yansıtılması,
özellikle gençlerin bu tarz eylemlere özenmelerine neden olmaktadır.
- Eroin, esrar, içki ve sigara gibi
kötü alışkanlıkları ve bağımlılıkları özendirici görüntülerin
yayınlanması ve özellikle tecavüz, grup seks gibi bir çok karmaşık ve kirli
ortamlarda sahnelenmesi, çocuklar ve gençler üzerinde bir hayli olumsuz etkiler
bırakmaktadır.
Kaynaklar / Dipnotlar
1. Macit Akman,
“Dünya İletişim Yılı ve TRT” İletişim Olayları ve Türk Basınının
Sorunları, Derleyen: Vasfiye Özkoçak ve diğerleri, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti
Yayınları, No:17, 1984 ss.37-45.
2. Mustafa Aysan, “Mesaj”, İletişim Olayları ve Türk Basınının
Sorunları, s.23.
3. Cengiz Özdiker, “Basın İşletmelerinde Pazarlama ve Reklamın
Mamul Özelliğinin İncelenmesi", (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara: 1987), s.21.
4. Mehmet Oluç, “Türk Basınında İşletmecilik” İletişim
Olayları ve Türk Basınının Sorunları, ss.100-110.
5. Kayhan İçel, Kitle Haberleşme Hukuku, 2. Baskı, (İstanbul:
İst.Üniv. Yayını, 1985), s.70.
6. Pierrre Denoyer, Modern Basın, Çeviren: Adnan Cemgil, (Ankara: Remzi
Kitabevi, 1963), s.119.
7. Ünsal Oskay, Toplumsal Gelişmede Radyo ve Televizyon, (Ankara: A.Ü.
SBF Yayınları, 1971), s.73.
8. RTÜK, Kamuoyu ve Yayın Araştırmaları Dairesi Başkanlığı,
“Ulusal Televizyonlar Anahaber Bültenleri İçerik Analizi ve Anahaberlerde Genel
?iddet Araştırması”, ?ubat 1998
9. Yaprak İşçibaşı, Televizyonda Müstehcenlik; İzleyicinin Kabul
Sınırları, Anadolu Üniversitesi Eskişehir: 1998’den RTÜK, Kamuoyu ve Yayın
Araştırmaları Dairesi Başkanlığı Bilgi Notu.
10. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, “Türk Ailesinde
Adoselanların Sorunları ve Bunlara İlişkin Politikalar Araştırması”,
Ağustos-Ekim 1996.
11. Meri Mevzuat ; T.C. Anayasası; Basın Kanunu (15.7.1950 tarih ve
5680 sayılı); 1117 Sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu.; RTÜK
Kanunu (20.4.1994 tarih ve 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları
Hakkında Kanun); 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununu.
* RTÜK, Kamuoyu ve Yayın
Araştırmaları Dairesi Başkanı
* Ulusal Güvenlik ve Stratejik Araştırmalar Derneği Başkanı |