Makalede, 1800 yılının öncesinde dünyada refah ve güç dağılımının, bugüne göre daha dengeli olduğu ancak Batının, bu yapıyı bozarak son 200 yıl boyunca dünya ticaretinde ve güç dağılımında egemen olduğu yazılıyor. Şimdi ise küresel dengenin, Doğu'ya ve dünya genelinde ticari mal üreticilerine kaymakta olduğu belirtilerek Tisinghua Üniversitesi Profesörlerinden Angang Hu'nun şu sözlerine yer veriliyor:
"Çin'in yükselişi, Amerika Birleşik Devletleri'nin bir yüzyıl önceki yükselişine benziyor. Her iki örnekte, ülkelerden biri güçlü bir büyüme gösteriyor.
19'uncu yüzyılın ikinci yarısında Amerika Birleşik Devletleri'nin ekonomik ve topraksal genişlemesinde yabancı yatırımlar ciddi rol oynadı. Özellikle İngiltere'den olmak üzere gözlenen sermaye akışı olmasaydı, Amerika o denli hızla kalkınamazdı.
Kapitalizm, doğası gereği uluslar arası bir nitelik taşır, ulus devletin sınırları içinde kalmaz.Yeni topraklara yatırım yaparken güçlü devletler ortaya çıkarabilir.
20'nci yüzyılın sonunda dünya ekonomisinde yeni yeni söz sahibi olmaya başlayan bölgelerin, küresel mali sisteme aşamalı olarak entegre olması, Kuzey-Güney bölünmesine yol açan zorunlu entegrasyondan farklıdır.
Bu zorunlu gelişme aynı zamanda modern küresel ekonomik sistemin halen devam eden eşitsizliklerini beraberinde getirmiştir.
İlk duruma ilişkin olarak şunu da söyleyebiliriz. Kalkınmakta olan bölgelerin, küresel kapitalist sisteme kontrollü olarak dahil edilmesi,yerel büyüme faktörlerini de hareket geçirmiştir. Doğu Asya'da, 1980'de yüzde 40 olan bölgesel ticaret oranı bugün yüzde 60…"
Makalede, bu verilerin ışığında vurgulanan nokta, 1980'ler ve 90'lar da belirgin bir özellik olan Amerikan pazarına bağımlılığın, hızla azalmakta olması…
Sosyal bilimlerin de uzun zamandan beri Batı'nın sıra dışı karakteri yani tek ,benzersiz olması nedeniyle dünyada egemen olduğu görüşünü ileri sürdüğü yazılıyor.
Ancak Batı'ya ilişkin bu çeşit görüşlerin tamamen yanlış olduğu ileri sürülerek şöyle deniyor :
"Doğu Asya, Güney Asya ve Latin Amerika artık dünya ekonomisinde daha fazla söz sahibi olmaya başlamışlardır. Geçmişte bir takım sınırlamalar ile karşılaşmış olsalar da artık Fransız ekonomist Fransuva Pero'nun dediği gibi 'birer aktif ekonomik ünite'ye dönüşmüş durumdalar…Ortama kendileri uyuyorlar ama aynı zamanda ortamı da kendi sistemlerine uyduruyorlar."
