Genel Yayın Yönetmenliği'ne Tayfun Devecioğlu'nun gelmesinin ardından gençleşme operasyonuna gireceği iddia edilen Milliyet gazetesinde beklenen olmadı. Gazetenin ağır topları Hasan Pulur ve Melih Aşık'la yolların ayrılacağı haberleri gerçek çıkmadı. 4 Ekim tarihli yazısında bu olaya değinen Hasan Pulur, medya sitelerini eleştirdi ve sert sözler sarfetti.
Medyatava’da bir yalan haber...
İZNİN sonuna doğruydu, eski bir dost telefon etti: “Hayırlı olsun!”
“Olsun da, ne hayırlı olsun?”
“Yaş haddinden sen ve Melih Aşık emekliye sevk ediliyormuşsunuz!”
“Melih Aşık’ı bilemeyiz ama, biz zaten emekliyiz.”
“Bu öyle emekli değil!”
“Peki nasıl bir emeklilik? Emekliliğin türlüsü de mi var?”
* * *
DOSTUMUZ, ağzındaki baklayı çıkardı:
“İkiniz de gençleştirme projesine göre, artık yazı yazmayacakmışsınız!”
“Nereden duydun, kim söyledi?”
“İnternet sitelerinden “Medyatava”da var, yazıyor!”
* * *
CUMA günü yazıya başladık, aynı dosttan bir telefon:
“Hayrola?”
“Yine ne oldu?”
“Yazılara başlamışsın!”
“Başlamayacak mıydık?”
“Medyatava yazmıştı da...”
* * *
BİLDİKLERİMİZİ anlattık:
“Bilirsiniz, biz internet sitelerine medyayla ilgili haberlere dikkat etmeyiz, hatta hiç bakmayız bile! Çünkü bize göre, gazetelerde, televizyonda kendilerine yer bulamayanlar, bir siteye kapağı atıp, abuk sabuk, saçma sapan, asılsız, yalan haberler yazıyorlar. Birkaç kere denedik, ne olduklarını anladık... Ama bu sefer ilgilendik, neticede 55 yıllık işimize son veriliyor... Bizim çocuklara söyledik, şu siteye bir bakın, diye...”
Evet, böyle bir haber varmış...
Doğrusu ihtimal vermedik ama, içimize de kurt düştü.
Niye hiç ihtimal vermedik?
“Hayır, hayır dokunulmazlık filan değil, elli küsur yıllık birinin işine sor vermenin de bir usulü, bir yöntemi, bir nezaketi vardır, diyorduk, hoş geldin demek kadar, güle güle! demenin de centilmenliği olmalıydı, bundan da hiç kuşkumuz yoktu.”
* * *
BİR süre sonra çocuklarımızdan telefon geldi:
“Baba Medyatava haberi yayından çekmiş...”
“Haberimiz asılsız diye bir açıklama var mı?”
“Hayır yok!”
Sonra öğrendik, Sedat Ergin, giderayak Medyatavacılarla konuşmuş, haberin asılsız olduğunu söylemiş...
* * *
PEKİ, onlar ne yapmış?
Haberi yayından çekmişler...
Bu kadar mı?
Haberimiz yanlıştı demek yok mu?
Diyemezler, çünkü haber yanlış değil, yalan!
Söylenecek çok söz var ama aziz Melih Aşık’ın yazdıkları yeter:
“Medyayla ilgili internet sitelerini bizim camia merakla izler. Oradaki haberlere yarı inanır, yarı inanmaz ama ‘belki doğrudur’ diye de izlemeyi ihmal etmez. Peki o siteleri hazırlayan ve çoğu kez medyadaki aksaklıkları yansıtan o arkadaşların medya etiğiyle ilgileri nedir? Verdikleri haberlerin kaçı doğru, kaçı sallamadır? Neden sallarlar? Neden salladıkları haberi düzeltmek yerine geri çeker de sizi yalan habere inananlarla baş başa bırakırlar? Neden okurunuzu, eşinizi dostunuzu boşuna meraka sevk ederler?
Medyatavacılar, bu sorular özellikle sizlere...”
* * *
BÜTÜN bunlar da gazetecilik adına yapılıyor, biri çıksa “İğne size batırılınca, çuvaldız batırılanların halini anladınız mı?” dese, haksız mı?
Hani, oduncu ormanda ağaç kesiyormuş, bakmış ağaç ağlıyor, üzülmüş:
“Çok mu canın acıyor?”
“Canım acımıyor da, elindeki baltanın sapı benden, ona ağlıyorum!”
Bizim ağladığımız filan da yok, ne halleri varsa görsünler, bizden ırak olsunlar, cehenneme direk olsunlar...
