RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
13-05-2010, Perşembe
Jurnal.NET
Birand medya dünyasını Boxer'a anlattı
Yarım asırdır Türkiye'de gazetecilik yapıyor. Ekibinde yer alan birçok isim şimdinin en önemli gazetecileri arasında.

Habercilik anlamında Türkiye’nin son 20 yılına damgasını vuran Mehmet Ali Birand haber bültenleri arasındaki rating savaşlarını, Türkiye’nin gündem meselelerini ve gazetecilik anılarını tüm açıklığıyla Boxer’a anlattı.

Yaptığınız özel röportajlar hep ses getirdi. Sizi en çok etkileyen, özel röportajlar hangileriydi?

İlk röportajlar daima çok etkileyici oluyor. Benim aklıma hemen Kıbrıs Rum lideri Makarios, baba Papandreu’yla yaptığım söyleşi ve eski İngiltere başbakanı Margaret Thatcher geliyor. Çünkü o zamanlar daha yenisiniz, yaptığınız şeyin böyle manşetlere taşınması, insanların bundan dolayı konuşması çok keyif veriyor. Sonra yavaş yavaş alışıyorsunuz. Çok güzel olsa bile size pek bir şey vermemeye başlıyor.

Son zamanlarda en keyif aldığınız röportaj hangisi oldu?

İran’ın bundan önceki cumhurbaşkanı Hatemi ile oldu. Müthiş yumuşak, dünya şekeri, dünyaya açık, din adamı ama dinci değil, dindar ama İslamcı değil. Çok başka ufuklar açmıştı bana. Eğer bir söyleşide ben bir şey öğreniyorsam, o röportaj mutlaka iyidir. Bazı röportajlarım oluyor, hiçbir işe yaramıyor. Kendi kendime “Hiçbir işe yaramadı” diyorum. Gerçekten de öyle oluyor.

Şu anda hem CNNTürk’ün başındasınız, hem Kanal D Ana Haber devam ediyor, hem de Posta gazetesinde yazıyorsunuz. Bu tempo zorlamıyor mu?

Çok birbiriyle ilişkili şeyler. Gazetede yazdığım yazının her gün içindeyim. Önemli olan iyi bir ekibe sahip olmak. Ekip çarkları iyi döndürüyorsa siz sadece tepeden bakıp, ince ayar yapıyorsunuz. O bakımdan zorlanmıyorum. Hiç değilse yorulmuyorum.

Ana haber reytinglerinde ciddi bir çekişme var. Rakipleriniz Uğur Dündar ve Ali Kırca. Bu izlenme oranları ne kadar güvenilir?

Artık reyting hesabı yapılamaz hale geldi. Ana haber reytingi, jeneriğin girdiği saatle ölçülmeye başlıyor. Mesela biz hep 19:00’da döneriz. Daha önce sıcak gelişmelerin özeti olur ve jenerik döner. Uğur Dündar ve Ali Kırca 19:23’te, 19:25’te dönerler. Tabii o saatlerde seyirci çoğalmış oluyor. Ondan yararlanmış oluyorlar. Bunu “Onlar işini iyi yapmıyor da, bundan dolayı puan kazanıyorlar” gibi bir şey demek için söylemiyorum. Dündar da, Kırca da, biz de, ATV de iyi ana haber yapıyor. Aradaki farklar öyle çok da büyük değil. Bir gün biri, bir gün diğeri birinci oluyor.

O zaman birkaç gün üst üste birinci olamamak canınızı sıkmıyor diyebilir miyiz?

Hayır, hiç problem değil. 2006’nın başından itibaren ana haberlerin bütün çizgisini ben değiştirdim. O güne kadar bol bol magazin haberi veriliyordu. Değiştirdik, ondan sonra diğerleri de gelmeye başladılar. Onu yapmış olmak da büyük bir keyif. Ali birinci oluyor, ben oluyorum, o kadar da çok takılmıyorum.

Ekran karşısında en zor anınız neydi?

O kadar çok oldu ki. Karartmaya düşmek, uydunun düşmesi, karşınızdaki insanın birden kalkıp gitmeye kalkışması… O kadar çok şey vardır ki. Canlı yayın bir saatli bomba gibidir. Bir paniklerseniz, bomba elinizde patlar.

Yetiştirdiğiniz gazetecileri artık her yerde görüyoruz. “Mehmet Ali Birand bir markadır” diyebilir miyiz?

Marka olup olmadığına siz karar verebilirsiniz. Ama görsel medya piyasasında, en fazla starın önünü açan kişi benim. Yetiştirmek çok büyük bir laf. Ben onlara fırsat verdiğim için star oluyorlar. Başka yerde de olabilirler, ama daha geç olurlar.

Çok göz önünde bir hayat yaşamaktan hoşlanmıyorsunuz. Normal hayatınızda neler yapmaktan hoşlanırsınız?

Motorumla denizde dolaşmaktan, eşimle birlikte seyahatten hoşlanırım. Tatillerimi hiçbir şekilde eksik etmem. Gün içinde saat 23:30 olduğunda mutlaka yatar, sabah 07:30’da kalkar, spor yapar, gazeteleri okur, yazımı yazar ve CNN Türk’teki toplantıya gelirim. Sonra Kanal D’nin varsa icra toplantılarına, kriz durumunda kriz toplantılarına katılıp ana haberden sonra tekrar eve dönerim.

Devamlı okuduğunuz, takip ettiğiniz köşe yazarları var mı?

Kendi kafama yakın olan insanları tercih ediyorum. Diğerlerini de hiç okumuyorum. Sadece isim koymuyorum ama çok net kimler olduğu.

Türkiye’de şu anda en önemli sorun sizce nedir?

Bugün biz fasa fisoyla vakit geçiriyoruz. En önemli sorun gayet tabii ki yoksulluk ve işsizlik. Bana gelip başvuran öyle pırıltılı insanlar var ki, içim acıyor. Sonra burada hiçbir şey yapmadan dolaşanları görünce de tepem atıyor. Dışarıda onlar gibi insanlar bir lokma ekmek için çalışmak istiyor. Bugün bir insanın işi varsa ağzını kapatsın, şükretsin ve çalışsın. Bunun dışında yargıdaki olayı sorun olarak görmüyorum. AK Parti’nin kendi dinci yargısını yaratmaya çalıştığını da düşünmüyorum. Bugün AKP var, yarın gider, başkası gelir. Anayasa tartışmaları beni bıktırmış vaziyette. Sokaktaki insanın da umurunda olduğunu sanmıyorum.

Bir sonraki seçimde AK Parti yine aynı oy oranına ulaşır mı?

Oy oranı daha az olur, ama yine de seçimi alıp, tek başına iktidar olur. Muhalefet de aşağı yukarı aynı şekilde şekillenir. Pek bir değişiklik öngörmüyorum.

AKP hükümetinin en önemli doğruları ve en büyük yanlışları sizce neler?

Çok doğru işleri var ama yaptığı çok büyük yanlışlar da var. Mesela bir tanesi bundan önceki türban için anayasa değişikliğine kalkışmasıydı. Bu girişimin hiç gereği yoktu. Diğer yanlışı gün içinde, günlük politikalarda fevri davranışları, Başbakan’ın sert açıklamaları, olur olmadık kızıvermeleri... Bunun yanında Ermeni ve Kürt açılımı doğrudur. Ama ne yazık ki bunları da yönetememiş, yeteri kadar cesaretle adım atamamıştır. Aynı şekilde Alevi açılımı da doğrudur. Bir hata etti mi, bütün diğerlerini de alıp götürüyor.

Yaklaşık yarım asırdır gazetecilik yapıyorsunuz. Şimdi içinde bulunduğumuz durumdan daha kötüsü oldu mu?

Hem de nasıl. 1970’ler, 1980’ler, 1960’ların ikinci yarısı... “Bitti. Biz bölünüyoruz. Yolun sonuna geldik. Bundan sonra adam olmayız. Asker ne zaman müdahale edecek, Türk-Kürt savaşı ne zaman çıkacak?” diyerek büyüdük. Onun için bugünkü gelişmelere baktığımda kalkıp “Eyvah, bu ülke elden gidiyor, bölünüyor.” demiyorum. Bunu diyenler çok abartıyor, çok fazla felaket senaryosu üretiyorlar. Ya da eskiyi görmemişler. Türkiye batmaz, bölünmez de.

Yaşanan gelişmeler sonucunda halk kime güveneceğini şaşırdı. Hükümet, asker, yargı... Kime güvenmek gerek?

Kendi oyuna güven. Eleştirini yap, hükümete bağır çağır ama korkulacak, panik yapılacak bir hava yok. Vodafone’un dünya başkanıyla görüştüm. “Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz, istikrarsızlık korkutuyor mu?” dedim. “Londra’da toplandığımız zaman birçok ülkedeki istikrarsızlıktan konuşuyoruz. Avrupa’daki siyasi istikrarsızlığı tartışıyoruz. Ama Türkiye hiçbir zaman gündeme gelmiyor.” dedi. Dünyanın en büyük GSM operatörlerinden biri ve istikrarsızlıktan en çok korkması gereken kişilerden biri bunu söylüyor.

Orduya yönelik operasyonları bekliyor muydunuz?

Hayır beklemiyordum. İçinde savcıların yaptıkları abartılı uygulamalar, yaklaşımlar var. Ama temelinde ben askeriyeye hesap sorulmasını destekliyorum. Bizden nasıl soruluyorsa, onlardan da sorulması gerekir. Artık büyüyüp, kendimize güvenip, “Asker bizim sigortamızdır” diye düşünmemek gerek.

Uzunca bir süre dış haberlerde çalıştığınız için bizden daha farklı değerlendiriyorsunuz; dışarıda Türkiye nasıl yankılanıyor?

Türkiye içerden görüldüğünün tam tersi dışarıda istikrarlı, sağlam, ekonomisi bütün problemlere rağmen rayında görünüyor. Bunları söylediğim zaman insanlar hayretler içinde kalıyorlar. “Olur mu, batıyoruz.” diyorlar. Hayır, siz öyle sanıyorsunuz. Dışarısı öyle görmüyor. Onlar için Türkiye büyük, önemli, güçlü ve istikrarlı.

Röportaj: Pınar İlik
Fotoğraf: Çağrı Kılıççı


ETİKETLER: birand , boxer , cnn türk , dergi , gazete , medya , mehmet ali , röportaj , tv
YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Medya En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2011 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır