Her imam hatipli gibi sen de biraz erken büyümüştün... Her imam hatipli gibi sen de hevesini tam olarak alamamıştın hayattan... Her imam hatipli gibi sen de daha çocuk yaşta "müthiş idareci" olmuştun...
Bir "erkek Çalıkuşu" gibi geldin o mezraya...
Mezranın çocukları sana Kürtçe öğretti, sen onlara bilmedikleri bir hayatı...
Büyük sakallı ağır mollaların başaramadığını başardın: İtimat telkin ettin koskoca Kürt kadınlarına...
İki yıl boyunca öyle destansı bir iş çıkardın ki o mezrada, "Türkiye imamlık tarihi"ne adını altın harflerle yazdırdın.
Yeşil sarıklı ulu hocaların iki yüzyıldır yapamadığını yaptın...
Memleketimizde öteden beri bir küçümseme makamı haline getirilmek istenen "imamlık makamı"nı, bir "fedakarlık makamı" haline getirdin.
"Güler yüzlü İslam"ın genç temsilcisi oldun...
* * *
Sen imamların yüz akısın...
O mezrada kıldırdığın son yatsı namazında alnına sıkılan iki kurşunla can verdin ya...
Sen sanıyor musun ki...
Geride sadece gitar çalma özlemini, her türden hevesini, köpeğin Dolly’yi, türbanlı kız kardeşlerini, yoksul ana-babanı bıraktın...
Hayır... Hayır...
Geride...
Dünkü Hürriyet’te Okan Konuralp’in kaleme aldığı o "büyük hikaye"yi bıraktın...
İmamları erdem anıtı haline dönüştüren hikáyeyi...
"İmam/öğretmen çelişkisi" tezlerini darmadağın eden hikáyeyi...
Kısacası, hepimizi derinden etkileyen bir hikáye bıraktın...
Senin hikáyen, bu memleketin mezralarında görev yapan nice kahraman imamın varlığını da duyumsattı bize...
Biliyorum, İsmet Özel’in dediği gibi, "otların sarardığı yerlerde güneş / kurşunun değdiği tende heves kalmıştır"...
Belki senin de teninde heves kalmıştır ama sakın gözün arkada kalmasın...
Çok temiz, çok pak, çok klas bir hikaye bıraktın geride...
Sana "Sırat"ı geçirecek denli gösterişli bir hikáye...
* * *
Bizim Hürriyet’in internet sitesinde, haber metinlerinin altında hep zıpkın gibi, fişek gibi okur yorumları yayınlanır...
Ayrıca "laik/dinci" çekişmesinin en büyük arenalarından biri haline geldi epey bir zamandır orası...
Dün senin hikayenin altındaki yorumlara baktım...
Ne gördüm biliyor musun?
Ateşkes sağlanmıştı... Sulh gelmişti...
"İçimiz yandı" deniyordu... "Allah rahmet etsin" deniyordu...
"Aydın imam" diyen de vardı senin için, "Mücahit imam" diyen de...
İyi bir insan olmanın, mükemmel bir tebliğ aracı olabileceğini gösterdin bize...
Senin cenazen o mezrada yaşayan Kürtlerin de cenazesi oldu... Kendi çocukları kadar senin için de ağladı Kürt anaları...
* * *
Ey "Melle Kazım"... Ey Kazım Hoca... Ey imam...
Güney Afrika Müslümanlarının lideri İmam Harun da alnına sıkılan iki kurşunla can vermişti...
İmam Harun ki sinemada seyrettiği filmin kritiğini vaaz kürsüsünden yapan bir imamdı...
Umarım yerin, onun yanı olur...
Seni öldürenler için ise...
Said-i Nursi’nin "Zalimler için yaşasın cehennem" sözünü haykırmak dışında elimden bir şey gelmiyor...
Ahmet Hakan / Hürriyet / 11 Mayıs 2009
