Fakat heyhat! Eskilerin dediği gibi, ‘durumumuz yok’. Yani çok pahalı bir spor olduğunu düşündüğüm için yapamadım.
‘Türkiye’nin eliti’ olarak gücümüz yetmedi diyelim. Ve fakat dün gazetelerde gördük ki Türkiye’nin mağdurları ‘atı alıp Üsküdar’ı geçmiş’, Hayrünnisa Hanım ata binmiş. Gözümüz yok, Allah artırsın diyoruz tabii ki.
Fakat Hayrünnisa Hanım’ın at üzerinde çekilmiş fotoğrafı Türkiye’de modernizm üzerine yazılacak bir kitaba müthiş güzel bir kapak fotoğrafı olurdu.
Elitin atları
Katman katman anlam yüklü bir görüntü. O fotoğrafı oku okuyabildiğin kadar. O kadar ki Türkiye yakın siyasi tarihi yazılır o fotoğraf üzerinden.
Zalimlik edecek değilim. Suudi Arabistan’da direksiyon dersi almış bir first lady’nin hakkıdır Çankaya’nın ‘elit’ atlarına binmek.
KESK ve Roni
Oxford’a geldim geleli, Fethullah Gülen cemaatinin ve AKP’nin buradaki kurumlara paralar saçarak yeşerttikleri politik kanaatlerle uğraşıyorum. Her seferinde aynı şey oluyor. “Türkiye’deki elitler darbe istiyor ve AKP’de memlekette demokrasiyi savunmaktan başka bir şey yapmıyor” tekerlemesini ‘bilgi’ vererek düzeltmeye, hakkaniyetli bir seviyeye çekmeye gayret ediyorum. Memleketin ‘demokrat mağdurlarının’ AKP’liler olmadığını, kanaatlerimi değil, AKP döneminde işlenen demokrasi suçlarını sıralayarak anlatıyorum. KESK’in maruz kaldığı baskı, Roni Margiules’in uğradığı saldırı listeye eklenen en yeni iki örnek. Üstelik ben buraya gelmeden hakkımda cemaate yakın isimlerin “Aman dikkat edin!
Ağır Kemalisttir” uyarıları yaptığını Oxford dedikodu çemberinden haber aldım. Güldüm. Çünkü gülünç.
Bundan sonra AKP hareketiyle ilgili mağdurluk üzerinden bir şey söylenirse, hiç kendimi yormadan Hayrünnisa Hanım’ın fotoğrafını göstermeyi düşünüyorum.
AKP'i kadınlar
Diğer yandan, hakikaten niyetim, hakikaten başörtülü kadınlara (kendi deyişlere ‘hanımlara’) zalimlik etmek değil. Buraya gelmeden önce AKP Kadın Kolları Başkanı Milletvekili Fatma Şahin’in davetlisi olarak AKP Kadın Kolları toplantısına katıldım. Açık söyleyeyim, ‘pek seviştik’.
Öyle olmaması mümkün değil. Tanıştığım kadınların hepsi parlak ve samimi insanlardı.
Ve fakat toplantının sonunda onlara da söylediğim gibi, ne AKP’nin ‘süper demokrat’ olduğu konusunda ne de bunun ılımlı İslami hareket olmadığı konusunda beni ikna edebilirler.
Böyle argümanlara karşı derhal 2006 Diyarbakır olayları derim, geçen yılki 1 Mayıs’ı anlatırım, sayarım da sayarım. ‘Uzlaşma kültürü’, ‘hoşgörü’ gibi kavramları da ideolojik olarak son derece tehlikeli buluyorum, onlara da söyledim. Uzlaşmamıza gerek yok ve ben kimsenin hoşgörüsünü istemiyorum, kimseye hoşgörü gösterecek kadar ‘üstte’ değilim.
Benim için önemli olan, birbirini değişmeye zorlamadan yan yana durabilme kültürü.
Günah değil
AKP’lilerin de kendileriyle ilgili eleştirilerin ‘önyargı’ değil, gerçeklerle desteklenen ‘yargılar’ olduğunu kabul etmesi gerek artık.
Atın tepesinde oturduklarını, engelleri devire devire geçmiş olduklarını kabul etmeleri gerekiyor. Hayrünnisa Hanım’ın at üzerindeki fotoğrafını önlerine koyup kendileriyle ilgili tahayyüllerini gözden geçirmeleri gerek. Ne ayıp ne günah, artık Türkiye’nin yeni eliti onlar, bu gerçekten kaçmalarına gerek yok.
Ece Temelkuran / Milliyet / 5 Haziran 2009
