RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
06-05-2010, Perşembe
Jurnal.NET
Türkiye'nin 68'i
68 Kuşağı, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan, İbrahim Kaypakkaya, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Harun Karadeniz, Sinan Cemgil gibi sol önderlerin liderliğinde oluşturulan Türkiye'de ki sol hareketin adıdır.
Dünya; insanlığın gülümseyen yıllarına ilişkin şunları söylemişti bir zamanlar; “kimselerin giremediği yollara gir yürü; kimselerin düşünmediği fikirlere aç kafanı!” Tarih 1968’i gösteriyordu ve karşı çıkış adına ne varsa genç insanları bir uzun yürüyüşte buluşturuyordu. Dillendirildiği gibi “Kapitalizm ve savaş karşıtlığı!” olarak algılanan bu yürüyüş neredeyse her ülkede aynı adla anılacak ama farklı tarzlarda gelişecekti; 1968 Kuşağı...

Dünya savaş ve kapitalizm karşıtıydı. “Make Love No War” yani “Savaşma Seviş”ti; Çiçek Çocuklardı… Vietnam Savaşı döneminde ABD’ye duyulan öfke bir savaş karşıtlığına dönüşmüş, idol olarak Ho Şi Minh, Mao ve Che’nin adı öne çıkmıştı. Peki bizde yani Türkiye’de nasıldı; dahası Türkiye’nin 68’i nasıl bir şeydi?

Türkiye 1968’ini üniversite öğrencilerinin şekillendirdiğini söylemek abartı olmaz. Muhalif sözcükler üniversite gençliğinin durduğu zemini aşmış gençlik muradını duvarlara yansıtıyordu. Ortak söz:“Kahrolsun Emperyalizm, Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye!’ idi…

Gençlik rüzgârının üniversitelerde esmeye başladığı yıllarda iktidarda Demokrat Parti vardı... 27 Ekim 1957 seçimleri oldukça sert bir hava içersinde geçmiş, Demokrat Parti yaptığı düzenlemeyle muhalefetin bütünleşerek seçimlere bir cephe halinde girmesini engellemişti… Basına sansür getirildi, gazeteler bu yasaklar yüzünden zaman zaman bembeyaz sayfalarla çıktı. muhalefet liderinin seçim çalışmaları engellendi… 1960 Nisanı’nda tahkikat Komisyonu devreye sokuldu… tutuklama, gazete kapatma gibi yetkilerle donatılan komisyonun çalışmalarının haber yapılması bile yasaklandı... Uyuyan dev uyandırılmış, artan baskılar Üniversite öğrencilerini harekete geçirmişti…

28-29 Nisan 1960’ta İstanbul ve Ankara'da çıkan öğrenci olayları şiddetle bastırıldı… Kan döküldü, ölenler oldu… Bunun üzerine hükümet bu illerde sıkıyönetim ilan etti. Sıkıyönetim muhalifler için karartma dönemi olacaktı. Artık yavaş yavaş ihtilalin kokusu yayılıyordu ortalığa…

27 MAYIS İHTİLALİ

3 Mayıs 1960'ta Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Cemal Gürsel hükümete bir uyarı mektubu gönderdi. Hükümet uyarıya kulak asmadı ve Cemal Gürsel'in emekli olması istendi. Dönemin Harp Okulu öğrencileri sessiz yürüyüş yaptı. Bu; ünlü 555K diye anılan eylemdi ve bundan tam üç hafta sonra, 27 Mayıs 1960 sabahı tanklar meclis önündeydi... Ordu-gençlik elele sloganı dillerde, Atatürk posterleri ellerde, Subaylar ise omuzlardaydı…

Albay Alparslan Türkeş Milli Birlik Komitesi’nin ilk bildirisini radyodan duyurdu; Ordu ihtilal yapmıştı. Bildirinin ilk cümlesi ordunun müdahale nedenini açıklıyordu…

27 Mayıs; Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın 17 Eylül 1961 günü idam edilmeleri ile sonuçlanır. Artık Milli Birlik Komitesinin egemenliği söz konusudur… Yeni anayasa oylanır ve kabul edilir… Tarihe 1961 anayasası olarak geçen bu anayasanın gençler için ayrı bir önemi vardır; Özgürlük bu defa onlara daha yakındır…

Seçimlerde Demokrat Parti’nin devamı olan partiler oyların çoğunu alacaktır. İbre tersine dönmüştür artık… Bu defa 27 Mayısçılar suçlanmaktadır…. Ordu tedirgindir... Harekete geçer ve yeni hükümete şartlarını iletir… Artık Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü’dür…

Bu dönemde Üniversite Gençliği de tarih sayfasındaki yerini almaya başlamıştı. Milli Türk Talebe Birliği ve Türkiye Milli Gençlik teşkilatı gibi kuruluşlar artık daha çok seslerini çıkartabiliyorlardı… 68 kuşağı gençliği filizlenmeye başlamıştı… İçinden birçok lider çıkartacak olan bu teşkilatlar adeta ben geliyorum diyordu…

1961-65 arası, koalisyon denemeleri, iki ihtilal girişimi ve Kıbrıs olayları gibi sıkıntılarla geçecektir.

TİP MECLİS'E GİRİYOR

1965 seçimleri Adalet Partisi’nin üstünlüğüyle sonuçlanır. Türkiye İşçi Partisi de 15 milletvekili ile TBMM'ye girmiştir. Sosyalistlerin Meclis'e girmeleri Türk siyasal yaşamının en önemli olaylarından biridir… Ancak buna koşut olarak saldırılar da hiç eksik olmayacak ve gerilim artacaktır…

1965'te Türkiye İşçi Partisi listesinden bağımsız İstanbul Milletvekili olarak seçilen Çetin Altan, bir meclis konuşması sırasında Nazım Hikmet’le ilgili bir soruya yanıt verirken Adalet Partililer tarafından korkunç bir şekilde dövülür... Belli ki Altan yaptığı araştırmalar ve yazılarıyla iktidarı rahatsız etmiştir…

Çetin Altan’ın dövülmesi Meclis dışında büyük yankı bulur… Özellikle sol görüşlü gençler için artık muhalefet parlamento dışına taşınmalıdır… Sinirler gerilmiştir artık…


Türkiye İşçi Partisi'nin ve parlamento dışı muhalefetin etkinliği, Adalet Partisini tedirgin eder. Bu muhalefeti susturmak için hazırlıklar yapılır...

Muhalif cepheyle hükümet arasında ipler gerilirken kendilerini ‘Milliyetçiler’ olarak adlandıran grup da diğer yandan ‘şahlanma’ sürecine girmenin sinyalini veriyordu. Bu dönemde tanıdık bir isim sıkça konuşulmaya başlandı; Alpaslan Türkeş…

Türkeş, Adalet Partisi ileri gelenlerinden Saadettin Bilgiç ile görüşmüş ve partiye davet edilmişti. Rivayet o ki genel başkan Alparslan Türkeş olacaktı… Onun ‘siyasi tecrübelerinden!’ yaralanmak isteyen sadece AP’liler değildi; CKMP’liler de kendisini partilerine davet etmişlerdi. Ancak Genel Başkanlık koltuğuna yapılan seçim sonunda Süleyman Demirel oturdu…

Alparslan Türkeş rotayı Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’ne çevirdi. Önce Parti Müfettişi oldu ardından da 1 Ağustos 1965’te boşalan Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Yıldızı erken parlamıştı. Bunda mitinglerde yanından eksik etmediği ‘kalpaklıların’ büyük payı vardı. Kalpaklılar Türkeş’in Komandolarıydı. Özel eğitime tabii tutulan partililer aynı zamanda ‘Komünizmle mücadelenin!’ asli unsurları olacaklar ‘Komandolar’ olarak anılacaklardı…

O dönemde her partinin federasyon ya da gençlik kolları başkanı vardı… Bunlardan biri de CKMP gençlik kolları başkanı Namık Kemal Zeybek’ti…

ÜNİVERSİTE EYLEMLERİ, BOYKOT VE İŞGAL

1967 geride kalırken, kitap toplatma, yasaklamalar, yazar ve çevirmenlerin tutuklanmaları ve TİP toplantılarının basılması gibi olaylar artış gösterecek, 1968'e ise öğrenci gençler damgasını vuracaktır. Gençler emperyalizmle mücadelenin yeni bir tanımını yapmak ve bu mücadeledeki yerlerini yeniden belirlemek istiyorlardı… Üniversiteler kaynamaya başlıyordu…

12 Haziran 1968’de bir gençlik lideri olarak anılan Deniz Gezmiş, öğrencilere yapılan eylemin nedenini anlatır ve işgale katılmalarını ister; üniversite işgal edilecektir… Hareketlenme çoktan başlamıştır. Merkez binanın arkasında, iç bahçede üç bin öğrenci boykota katılır… Üniversitede işgaller başlamıştır…

Boykot konusundaki etkili konuşması ve tavrı Deniz Gezmiş’i doğrudan ön plana çıkardı,.. Rivayet o ki isimleri birbirleriyle anılan bu insanlar için ‘o’ bütün öğrenci gençlik hareketinin temsilcisiydi… 1968’deki isimleri anlatıp tanımlarken ‘DENİZLER’ ifadesinin kullanılmaya başlanması, yine o dönemin ortak ruhunu yansıtıyordu.

AMERİKALI ASKERLER DENİZE ATILIYOR

15 Temmuz 1968… İyice büyüyen tepki Dolmabahçe’de ortaya çıkar; 6. Filo’ya bağlı bir uçak gemisi, beş destroyer Dolmabahçe’ye demirler… İşte kızılca kıyamet burada kopar…

Polis, protestoların göğe eriştiği bir günün sabahı İstanbul Teknik Üniversitesi yurdunu basar ve içeride yakaladıkları gençleri kıyasıya döver. Vedat Demircioğlu görgü şahitlerinin ifadesine göre pencereden aşağı atılarak öldürülür…

Dolmabahçe tarihin en önemli günlerinden birini yaşar… Amerikalı askerler hiç beklemedikleri bir tepkiyle karşılarlar ve denize atılırlar…

ODTÜ'DE TRİBÜNDEKİ 'DEVRİM' YAZISI

İstanbul’da olaylar tırmanırken Ankara’da ODTÜ’de aynı yolu aynı yola düşürenler yüreklerinden geçeni okul bahçesine büyük harflerle nakşettiler: DEVRİM… Sevgi-dostluk ve dayanışma: Bu üç kelimenin coğrafyasında yürüyenlerden biri bir gün çıkmaz-silinmez-bozulmaz bir renk tutturmuş arkadaşlarına anlatıyordu; ‘Öyle bir şey yapacağız ki!’…

Bu gergin ortamda Amerikan Büyükelçisi Commer Ocak 1969’da ODTÜ’yü ziyaret eder. ABD karşıtı gençler Büyükelçinin aracı önünde sessiz sedasız bekleşmeye başlar… Tarihi an yaklaşmaktadır… Sessizlik öfkeye dönüşür.. öfke de eyleme…

KANLI PAZAR

1969 Ocak ayının başları… Olaylar tırmanır ve tarihimize Kanlı Pazar olarak geçecek günün öncesine gelinir. Mehmet Şevket Eygi adlı İslamcı bir köşe yazarının yazısı o günün nasıl geçeceğine ilişkin çağrışımlarla yüklüdür. Eygi bütün Müslümanları Beyazıt Camii’inde cihada çağırıyordu… O Pazar günü Mehmet Şevket Eygi’nin bütün yazdıkları gerçek olacak Müslümanlar cihad çağrısına uyarak Beyazıt Camii’ni dolduracaktı…

“Kanlı Pazar” Adalet Partisi iktidarına tepkiyi artıracaktır. 16 Şubat’ta devrimci öğrencilerin bir toplantısı, çoğunluğu çevre illerden getirilen bıçaklı sopalı karşıt görüştekiler tarafından basılır; iki kişi ölür… Artık sağ ve sol görüşlü cepheler birbirine bilenmektedir… Sopaların yerini silahlar almıştır…

Yükselen öğrenci hareketi kendisine bir yol aramaktadır. Onlara göre TİP olaylar karşısında dirayetli davranamamış, yol gösterici olamamıştır ve bu nedenle başka bir çare aranmalıdır. Oturulur konuşulur…

HER ÜNİVERSİTE BİR ÇATIŞMA ALANI

Gençlik kendi deyimleriyle devrimci bir yola girmeli kendi dinamizmini işçilerin ve köylülerin kaderiyle birleştirmelidir. Ateşli tartışmalar yaşanır. Kır ve şehir gerillası tanımları bir ayrılığın başlangıcını işaret etmektedir. Oysa o tarihe kadar ülke sevgisi ve emperyalizm karşıtlığı neredeyse tüm gençliği kucaklayan bir zemin sunmuştur Türkiye’ye...

İşgal ve boykot eylemleri birbirini tetikler… Her üniversite bir çatışma alanı gibidir artık. Devrimci lider Deniz Gezmiş ve arkadaşları sadece savunmada kalmanın ülkeyi kendi elleriyle ABD emperyalizmine teslim etmek olacağını savunmaktadır. Bu koşullarda çoğunluk saldırıları durdurmaya yetmeyecek silahlı mücadele gerekecektir. Deniz ve arkadaşları ABD’nin Ortadoğu’daki jandarması olarak gördükleri İsrail’e karşı savaşmak ve silahlı mücadele eğitimi almak için Filistin’e gittiklerinde tarih Haziran 1969’u göstermektedir...

Kâğıt bir gemidir devrim
Bütün gemiler
Hurdaya çıksa da sonunda
Taşıdığı özgürlük şiiriyle
Batmadan yüzer nicedir
Dünya sularında

Kim bilir kaç yunus görmüş
Kaç deniz gezmiş...


Deniz Gezmiş, Filistin'e gitmeden önce 23 Haziran 1969'da TMGT'nin topladığı 1. Devrimci Milliyetçi Gençlik Kurultayı'na kendisi gibi haklarında tutuklama kararı olan FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli 1 Eylül 1969'da, 10 Haziran'da "üniversiteyi işgal" ettiği gerekçesiyle Hukuk Fakültesi'nden ihraç edildi.

Hakkında tutuklama kararının olduğu bu dönemde gazetecilere gizlendiği yerden demeçler verdi. 23 Eylül 1969'da Hukuk Fakültesi'nde olduğu sırada haber verilen polislerin de fakülteye gelmesi üzerine teslim olan Gezmiş, 25 Kasım'da serbest bırakıldı. Ancak Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı.

Bundan sonra öğrenci eylemlerinden uzaklaşarak, mücadelesini değişik alanlarda sürdürdü. Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan'la birlikte THKO'yu kurdu. 11 Ocak 1971'de THKO adına Ankara İş Bankası Emek Şubesi'nin soygununu gerçekleştirenler arasında yer aldı.

4 Mart 1971'de ABD'li dört erin Balgat'taki Tuslog Tesisleri'nden kaçırılması eyleminde de bulunan Gezmiş, erlerin serbest bırakılmasından sonra Sivas'ın Şarkışla ilçesinin Gemerek nahiyesinde Yusuf Arslan'la birlikte yakalandı. 16 Temmuz 1971'de başlayan THKO-1 davasında TCK'nın 146. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı. 6 Mayıs 1972'de idam edildi.


YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Get Adobe Flash player
Türkiye En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2014 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır