RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
04-05-2018, Cuma
Jurnal.NET
Deniz'in sigarası, Hüseyin'in fanilası
Ulucanlar Cezaevi'nde mahkumların duvar yazıları, yatakları, kişisel eşyaları olduğu gibi duruyor.



MİRAY ÖZBİLEK

Ankara’nın Altındağ ilçesi… Fazlasıyla soğuk ve puslu. Ama mevsimden kaynaklanan bir soğukluk değil, insanlığın asla uğramadığı bir yer olduğu için soğuk.

Burası; Ulucanlar Cezaevi…

Ulucanlar, 81 yıllık tarihine; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan, Erdal Eren, Bülent Ecevit, Muhsin Yazıcıoğlu, Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Yılmaz Güney, Fakir Bayburt ve daha ismi duyulmayan binlerce insanı sığdıran Türkiye’nin utanç hapishanesi.

Cezaevi, 2006 yılında tahliye edilerek, müze haline getirildi. Müzede, mahkumları temsilen balmumu heykellerine ve mahkumların bağırışlarına hitaben oluşturulan ses kayıtlarına yer verildi.

Cezaevine girdiğinizde önce dar koridorlar karşılıyor sizi. Daha sonra tecrit ve zindanlar…

Birilerinin nefesinin kesildiği o zindanların önünde siz, nefes almaya çalışıyorsunuz. Tecrit koridorları mahkumların çığlıklarıyla inliyor. “Bırakın beni, ben bir şey yapmadım!” diye yalvaran seslerin arasında; bunların sadece balmumu heykeli olduğunu düşünüp, kendinizi teskin etmeye çalışarak yürüyorsunuz.

Havadaki ‘o koku’ hiç geçmiyor…

Mahkumların duvar yazıları, yatakları, kişisel eşyaları olduğu gibi duruyor. Hüseyin İnan’ın idamdan sonra çıkarılan fanilası, Deniz Gezmiş’in sigarası ve ders notları gözlerinizin içine içine bakıyor; ama siz, bakamıyorsunuz…

“İnsanlar burada bir saat geçirmeye dayanamıyor, siz bir de burada çalışmak nasıl bir şey onu düşünün” diyor güvenlik görevlisi Yılmaz Amca.

Haklı… Avluya çıktığınızda, tepenizde görünen gökyüzünü görebildiğiniz için şükrediyorsunuz. 4. Koğuşa geldiğinizde sizi mahkumların kullandığı çatal bıçaklar, tespihler, çay ocağı ve hamam karşılıyor. Koğuşlar arasında ilerliyorsunuz. Havadaki o ağırlık, sizi sürekli nefes almaya zorluyor. O sırada, gökyüzünü şimdiden özlediğinizi fark ediyorsunuz.

Ve cezaevinden çıkmadan önce, önünüzde yükselen o darağacı… Deniz’lerin, Hüseyin’lerin, Yusuf’ların izinin olduğu o yağlı urgan öylece bakıyor size.

İşte o an utanıyorsunuz insanlığınızdan, orada olduğunuza lanet ediyorsunuz. Bundan sonra, kafanızda sadece o görüntüyle çıkıyorsunuz dışarı.

Ankara’nın denizi yoktu değil mi?

Vardı, astılar...


YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Türkiye En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır