RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
17-01-2018, Çarşamba
Jurnal.NET
Kadın olmak ne zor şeymiş anne!
Hepimizin çok iyi bildiği hikayelerden biri bu sadece. Geri kalanını çevremizden, gazetelerin üçüncü sayfasından ve televizyondan öğreniyoruz zaten.
Kadın olarak dünyaya geldiğimiz ilk anda bu zorluklarla dolu yolculuğa adımımızı atmış oluyoruz. Daha aileden başlıyor bu zorluklar, ayrımlar. Pembe bir tulum giymek zorunda kalıyorsun daha ilk günlerde. Belki de sen maviyi seçecekken. Eline bir bebek tutuşturuyorlar ileri de sanki bol bol tutmayacakmışsın gibi. Ama bir bebeği özellikle oğlan çocuğunu kucaklarsan senin için ne ala! Sana şeytan diyen toplum bir an da cenneti ayaklarının altına vadedecek.

Biraz büyüyorsun arkadaşların oluyor. Aralarında erkeklerde var. Ahmet yanına geliyor sana masumca “oyun oynayalım mı ?” diyor. Kabul ediyorsun. Başlıyorsunuz sek sek oynamaya. Ama çevredekiler durumdan rahatsız. Hiç kızla erkek birlikte baş başa oyun oynar mı? Ailen alıyor seni, Ahmet ile oyun oynayamıyorsun bir daha.

On sekiz yaşına geliyorsun ve bir gece erkek kardeşinin saat iki de kafası güzel bir şekilde eve geldiğini görüyorsun. Korkuyorsun, baban onu dövecek diye. Ablasın ya sen, kıyamazsın ona. Korkulu gözlerle bakıyorsun babana. Ama babanın bakışlarında başka bir şey var. Bir gurur duyma, anlayış görüyorsun o bakışlarda. Ama bir gün sen otobüsü kaçırdığın için eve sekiz de geliyorsun. Babandan o gece ki anlayışlı bakışla bakmasını bekliyorsun sana ama o bakışlarda büyük bir öfke görüyorsun. Ardından “Sen bu saate kadar neredeydin?” sorusu ve belki bir tokat. Kardeşinse seni babana şikayet etmiş bir erkekle konurken gördüm diye.

İş hayatına giriyorsun, başarılı oluyorsun. Başlıyorlar arkandan “Patronla da arası çok iyiydi zaten. Belli neden yükseldiği.” diye dedikodular yapmaya. Çünkü sen bir kadınsın bir vasfın ve beynin yok ki! Bir erkek olmadan nasıl yükselebilirsin!

Biriyle tanışıyorsun. Seviyorsun. O da seni seviyor. Rüya gibi bir aşk başlıyor aranızda. Aylar geçiyor bir deyim öğreniyorsun. “Seven insan kıskanır” diye. Başlarda giymeyi sevdiğin kıyafetlerden oluyorsun, arkadaşlarından, görüşlerinden, eğlenmelerinden. Sonra da gençliğinin ve hayatının gitmiş olduğunu anlıyorsun. Ayrılıyorsun o adamdan. Ama o seni çok seviyor bırakmaz ki. Kendini öldürmekle tehdit ediyor seni. Psikolojik şiddetin başlıyor orada. Şans veriyorsun, kıyamıyorsun ona. Değişir diyorsun hep ama değişmiyor. Bu sefer kesin kararını veriyorsun. Ayrılmak istediğini söylüyorsun. Yine anlayış bekliyorsun bir erkekten. Ama yine yanılıyorsun… Adam cebinden çıkardığı silahla sana on el ateş ediyor Hıncını alana kadar. Ve sen yine merhamet göremiyorsun onlardan. Sen mezarında sonsuz bir uykuya dalarken o adam takım elbise giyiyor ve çıkıyor hakimin karşısına. “Pişmanım Hakim Bey” diyor sadece.

Hepimizin çok iyi bildiği hikayelerden biri bu sadece. Geri kalanını çevremizden, gazetelerin üçüncü sayfasından ve televizyondan öğreniyoruz zaten. Ama hala duruyoruz. Hiçbir şey yapmadan ya da yapamadan. Bazılarımız yardım eli uzatıyoruz bazılarımız ise en iyi bildiğimiz ata sporumuz olan izleme işlevini gerçekleştiriyoruz bir kenarda ya da toplaşarak. Artık bu hikayeler yerine sonu mutlu olan hikayeler hediye etsek kadınlara. Kadınlar Günü’ne, Anneler Günü’nde ve Sevgililer Günü’nde onlara pahalı hediyeler vereceğimize.

Gizem Çetimen / Jurnal.Net / 17 Ocak 2018


YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Yaşam En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır