RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
21-02-2018, Çarşamba
Jurnal.NET
Charlotte Brontë'nin ölümsüz eseri Jane Eyre
Ne yazsam? Nasıl başlasam? Dün gece, okula uykusuz gitme pahasına bitirdim kitabı…
Ilgım Kurter / Kültür Santrali

Gerçekten düşmedi elimden ne yapabilirim ki? İnanılmaz keyif aldım okumaktan. Umarım kitap hakkında düşündüğüm şeyleri doğru bir şekilde size de aktarabilirim…

Kitapta özetle: Victoria döneminde, İngiltere’de geçen kısmen yasak bir aşk anlatılıyor. Baş karakterimizin en önemli özelliği ise gerçekten feminist, güçlü, ayakları üzerinde durabilen
bir kadın olması. Feminist derken, günümüzün ‘Bütün erkekleri öldüreceğiz!’ feminizminden bahsetmiyorum; gerçekten o dönemin şartlarında gerek eğitimi, gerek tavrı, gerek hayat
görüşü ve idealleri açısından kendini karşısına çıkmış her bireyle eşit gören bir kadından bahsediyorum.

Yani Jane, kadın ya da fakir diye hayatını istediği gibi yaşamaktan vazgeçecek birisi değil. Gerçekten çok güçlü bir karakter. Sırf bu yüzden bile okunabilecek bir kitap. Ki kitabımızın asıl yazarı olan Charlotte’un da yarattığı karakterden bir farkı olmadığını söyleyebilirim. Böyle güçlü bir kadının kitabını okumaktan dolayı bir kadın olarak gurur duyuyorum ayrıca.

Neyse, dönelim kitabımıza: Jane, annesini ve babasını çok küçük yaşlarda kaybetmiş, dayısının eşinden ve onun çocuklarından başka hiçbir yakın akrabası olmayan, fakir bir kız çocuğu. Yengesi ve kuzenleri tarafından sırf fakir ve -göreceli- çirkin olduğu için sürekli hor görülmüş. Çok küçük yaşlarda yatılı okula gönderilmiş ve tek başına bırakılmış.

Kitabı direkt olarak Jane’in ağzından okuyoruz yani ilahi bakış açısıyla yazılmamış. Karakterimiz bize kendi hayatının büyük bir kısmını anlatıyor. Yanında büyüdüğü insanlar ve
büyümek zorunda kaldığı ortamlar yüzünden Jane dünyanın en karamsar altıncı insanı. Abartmıyorum, gerçekten bu kitabı okumak isterseniz diye uyarıyorum: Asla şen şakrak bir
aşk hikayesi beklemeyin…

Kitap sürekli karanlık iç dünyası, umutsuz durumlar ve acı bir hayatı konu alıyor. Bu okumanıza engel mi? Asla. Çünkü kadın ya da erkek olun bu kitabı eminim severek okuyacak ve okurken kendinize ders çıkaracaksınız. Yatılı okulda resim, tarih, dil, coğrafya, din yani aklınıza gelebilecek her şeyin eğitimini alıyor ve okuduğu okulda öğretmen olarak işe başlıyor, taa ki 18 yaşına geldiği zaman farklı yerler görmek, farklı insanlar tanımak isteyene kadar. Mürebbiyelik ilanı verip, Rochester Malikanesi’ne çağırılan Jane’in hayatı bize bile fark ettirmeden ciddi bir şekilde değişmeye başlıyor. Hayatında hiç görmediği güzellikleri, tatmadığı mutlulukları tadan Jane, öyle ya da böyle -anlatmak istemiyorum tabii ki- sebepler yüzünden bu güzel yuvadan uçmak zorunda kalıyor. Kitabın ilerleyen sayfalarında Jane’in karakteri hakkında daha önemli ayrıntılar öğreniyoruz, mesela içindeki Tanrı korkusu yüzünden nasıl aşkını doyasıya yaşamaktan kaçındıysa; yine içindeki sevgi istediği ve sağlam karakteri yüzünden mantık evliliği yapmaktan da bir o kadar kaçınıyor. Kitabın konusu hakkında daha fazla ipucu vermek istemiyorum, bence ilgilenen arkadaşlarım için yeterinde merak uyandırdım bile…

Şimdi, diyeceksiniz ki ‘Peki Ilgım, o kadar yazdın yazdın da bu kitabın hiç mi kötü bir tarafı yok?’ Tabii ki var, ama bu var konusu tamamen göreceli olduğu için belki sadece bana göre kötü bir taraftır ve sizi okurken hiç rahatsız etmeyebilir… O kadarını da bilemiyorum artık. Ama şöyle ki: Kitapta çok fazla ilahi olay, din ve Tanrı kavramı var. Biraz karakterimizin babasının papaz olması gereği biraz da dönemin gereği olarak anlayışla karşılayabiliyorum tabii ama bir yere kadar. Bir noktadan sonra gerçekten bazı yerleri sıkıyor ve ‘Öff, yok artık ya’ dedirtiyor. Bana dedirtti, yalan söyleyemem.

Bunun, beni asıl rahatsız etmesinin nedeni ise şu: Karakterimiz inanılmaz sağlam, iradeli, ayakları üzerinde durabilen ve gayet mantıklı bir kadınken sürekli Tanrı’dan yardım dilemesi… Bu büyük bir çelişkiydi benim için. Toplum tarafından belirlenen genel ahlak kurallarına bu kadar kafa tutan bir kadının, tutup da din kurallarına bu kadar bağlanması ve aynı zamanda özgürlükten bahsetmesi çok tezat geliyor bazı sayfalarda. Ama her ne olursa olsun, genel olarak bütün klasiklerde verilen ahlaki dersler ve o ‘Tanrı sevgisi’ mantığı çok güzel verilmiş. Yani, hem sevdim hem de biraz abartılı buldum, onun haricinde bir kusuru yok kitabın. En azından benim için.

Son olarak kısaca dilinden bahsetmek istiyorum: Genel olarak elimize herhangi bir klasiği aldığımız zaman dilinden hep korkarız. Ama Jane Eyre gayet sade ve akıcı bir dille yazılmış.
Çevirisi de beni tatmin etti açıkçası.

Sizleri daha fazla sıkmadan, parmaklarımı da daha fazla yormadan burada bitirmek istiyorum yazımı. Umarım okursunuz, umarım seversiniz. Benim için bu kitap 5 üzerinden 4′ü çok rahat bir şekilde hak etti.

Kaynak: Kültür Santrali


YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Yaşam En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır