RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
26-04-2018, Perşembe
Jurnal.NET
Yunanistan'dan Oidipus ve Pers'ten Rüstem ile Sührab
Kral Oidipus ve Rüstem ile Sührab efsanesiyle geçen yaz tanıştım, Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın'ından. Kitap yüzlerce yıl öncesine dayanan efsanenin bir hayatı, Cem'i nasıl şekillendirdiğini konu alıyor.
Kral Oidipus, Sophokles tarafından yazılmış bir Yunan tragedyasıdır, ilk kez MÖ 428 yılında sahnelenmiştir. Rüstem ile Sührab Firdevsi tarafından yazılan Şehname'de altmış bin dize ile anlatılır. Öncelikle zavallı Oidipus'un trajedik hikayesinden başlamak istiyorum:

Thebes Kralı Laios, Kral Pelops'un misafirliğindeyken kralın genç oğlu Chrysippos'a aşık olur. Laios'un şayet bir oğlu olursa bu aşk; kendisini, karısını ve oğlunu lanetleyecektir. Delphi kahini karısının erkek çocuk doğurursa babasını öldürecek ve annesiyle evleneceğini söylemiştir çünkü. Kral kahine inanmıştır, hamile karısını ikna eder ve oğul doğduğunda ayaklarını şişlerler. Laios çocuğu bir çobana verir ve onu bir dağa bırakmasını söyler, karısına ancak bunu kabul ettirebilmiştir. Çoban çocuğa acır ve Korinth ülkesine götürür. Korinth kral ve kraliçesi bu ayakları şiş çocuğu evlat edinerek ona 'ayağı şiş' anlamına gelen Oidipus adını verirler.

Her şeyden habersiz Korinth'de büyüyen Oidipus bir şölende sarhoş bir köylünün yanına yaklaşmasıyla bir şeyler duyar. Polybos ve Merope onun gerçek ailesi değildir, sarhoşun ağzından çıkan cümleyle ailesinin yanına giden Oidipus duyduklarından tatmin olmaz ve Delphi kahinine, zamanında Laios'un gittiği kahin, gider. Kahin gerçeği açıklamaz ancak ona kaderinde babasını öldürmek ve annesiyle evlenmek olduğunu söyler. Oidipus kaderinden kaçabileceğini düşünür, böylece Thebes şehrine gitmeye karar verir. Thebes şehrine giden dağ yolu dar ve küçüktür. Oidipus yol ayrımına geldiği bir sırada atlı arabanın sürücüsünün küstah tavrına sinirlenerek onu öldürür ve yoluna devam eder.

Şehrin kapısına ulaştığında insan başlı bir canavar olan Sphinx gelen geçeni yakalar, "Sabah dört ayaklı, öğlen iki ayaklı, akşam üç ayaklı olan yaratık nedir?" diyerek sorduğu bilmecenin cevabını bilemeyenleri boğarak öldürürmüş. Oidipus "İnsan" der. "Bunu bilmeyecek ne var? Hayatın sabahında ayakları ve elleri üzerindedir, bir erişkin olduğunda iki ayağı üzerine kalkar. Hayatının akşamında ise yürüyebilmek için üçüncü ayağa, bastona ihtiyaç duyar." Oidipus bilmeceyi bilen ilk kişi olur, anlaşmaya uyarak Sphinx kayalıklardan yuvarlanır. Şehri büyük bir beladan kurtaran Oidipus, Laios'un ölümüyle onun koltuğuna geçerek İokaste'yle evlenir, bu evlilikten dört çocukları olur.

Yıllar sonra, Thebes şehrinde bereketsizlik baş gösterir. Ekinler büyüyemez, kadınlar çocuk doğuramaz olur. Oidipus kahine gitmesi için İokaste'nin erkek kardeşi Creon'u gönderir. Kahin Kral Laios'un katilinin bulunması gerektiğini, ancak aranmasına gerek olmadığını söyler, çünkü katil Oidipus 'tur. Oidipus, Creon'un getirdiği gözleri görmeyen kahinin katilin kendisi olduğunu söyleyince Creon'la tartışmaya başlar. İokaste iki tarafı da yatıştırmak amacıyla eski kocasının, Laios'un nasıl öldüğünü anlatır. Oidipus'un aklına Delphi kahini ve sarhoş köylü gelse de bir haberci gelip Korinth kralının öldüğünü söylediğinde rahatlar. Bu ölüme kendisi sebep olmamıştır, yani Delphi kahininin anlattığı hikayenin ilk kısmı gerçekleşmemiştir. Kaderin bir kısmını yendiğini düşünür. Korinth halkı ülkesine dönerek onun kral olmasını istemiştir.

Oidipus, kehanetin ikinci kısmının gerçekleşmesinden korkarak gitmeme kararı alır, ancak haberci onun evlatlık olduğunu söyler. İokaste her şeyi anladığında onu kralı kimin öldürdüğünü araştırmamasını söyler ve odasına gider. Oidipus onun evlatlık olduğundan utandığını düşünerek onu bir bebekken ölüme terk eden çobanı bulur ve tüm hikayeyi anlatmasını ister. Duyduklarından sonra dehşete düşen Oidipus, İokaste'yi bulduğunda kendini asmış olduğunu görür. Annesinin elbisesinden aldığı iki toplu iğne ile kendini kör eder.

Şimdi sıra Rüstem ile Sührab'ta. Yukarıda bahsettiğim gibi Rüstem ile Sührab'ın hikayesi Şehname'de geçmektedir. İran efsaneleri üzerine kurulmuş manzum destanı İran edebiyatının en önemli eserlerinden biri olduğu söylenir. Ayrıca tek şair tarafından yazılmış en uzun epik şiirlerdendir.

Başlayalım: Rüstem İran'ın en büyük savaşçısı, İran Kralı Keykavus'un göz bebeğidir. Bir gün atı Rakş ile avlanmaya gider ve farkına varmadan Turan'a girer. Geceyi geçirmek için girdiği bir yerde atını kaybeder ve izlerini takip ederek bulmaya çalışır. Şamangan'a varır. Şamangan'da çok iyi karşılanan Rüstem, Rakş'ı bulma sözü alır. Akşam odasına çekildiğinde Şamangan Prensesi Tatmine gelir ve Rüstem'den bir çocuğu olmasını istediğini söyler. Rüstem de onu beğenmiştir ve birlikte oldukları gecenin sabahında Rüstem ona bir bilezik bırakır, ardından ülkesine döner.

Dokuz ay sonra Tatmine ona Sührab adını verdiği oğlunu doğurur. Sührab büyüdükçe babasına benzer, gücü de öyledir. Bir gün annesine babasını sorar, Tatmine “Rüstem” der. Babası Rüstem'i bulmak ister Sührab ve Keykavus'u devirerek yerine babasını geçirmek, Şamangan şahı dedesinden bir ordu kurmasını ister. Sührab'ın bir planı daha vardır, Keykavus'u devirdikten sonra Turan'a geçecek ve Afrasyab'ı devirerek başına kendi geçecektir. Böylece ikisi bütün cihanın sahibi olacaklardır.

Sührab'ın planından haberdar olan Afrasyab, en güvendiği askerlerinden biri olan Baruman'ı ona yardım etsin diye gönderir. Baruman'ın amacı baba ile oğlun birbirlerini tanımalarını engellemektir. İkisi savaş meydanında karşı karşıya kaldıklarında hangisi ölürse ölsün Afrasyab'ın lehine olacaktır. Rüstem ölürse Turan şahı ondan kurtulacak, Sührab ölürse Rüstem kahrından ölecektir.

Baruman işini tamamlamış olacaktır ki, Sührab ile Rüstem birbirlerinden habersiz zırhlarını kuşanmışlardır. Rüstem düşüncelidir. Sanki ömrünün üstündeki bütün günahlar bugünü beklemiş de yakasına yapışacaktır. O gün Rüstem omzuna bir gürz darbesi alana kadar çarpışırlar, karanlık çökmek üzeredir. Yere düşen Rüstem rakibine "Gerçek kahraman rakibine bir şans daha verendir" der. Sührab kabul eder. Ertesi gün tekrar karşılaştıklarında insan üstü gücünü kuşanmış Rüstem Sührab'ı hemen yere serer. Sührab ölmek üzereyken bilekliğini gösterir ve "Şunu unutma ki ben bir Turanlı değilim" der ve ekler:


"Benim babam Zal oğlu Rüstem'dir ve annem de Samangah'ın Perisi Tatmine'dir. Babam Rüstem'e anlatırken savaşını, oğlunu öldürdüğünü bilmesin. Çünkü ben onun için buraya gelmiştim. Onun emrinde bütün kralları dize getirecek ve babam Rüstem'i dünyanın hükümdarı yapacaktım."

Rüstem, "Bil ki, ben baban Rüstem’im." der ve ardından haykırarak ağlamaya başlar. Sührab bunu zaten tahmin ettiğini söyler.

Bu iki efsaneye baktığımızda aslında Doğu ve Batı'nın ne kadar keskin çizgilerle ayrıldığını görürüz. Batı önünde bir baba engeli görür ve büyümek için onu yok etmeyi. Doğu ise babanın büyüklüğünü kabul etmiştir, onun sarsılmaz otoritesine itaat eder. Rüstem ile Sührab hikayesinde Sührab ana karakter olamamıştır, Doğu yaşayacaksa baba yaşasın demiştir.

Sigmund Freud'un kurucusu olduğu psikanalist teori, Oidipus efsanesinden doğmuştur. Fallik dönemde (psikoseksüel gelişim evrelerinin üçüncüsü) bulunan çocukların ebeveynlerinden karşı cins olanı sahiplenme, kendi cinsinden olanı saf dışı etme çabasıdır. Freud'a göre erkek çocuğun büyüyebilmesi için korkuyu hissetmesi gerekir, baba tarafından iğdiş edilme korkusu ve bir bakıma da Talion yasası. Anneyi arzulamanın cezası baba tarafından iğdiş edilmektir.

Bella Habip, “Babayı Öldürmek Mi Babayı Yaratmak Mı? Orhan Pamuk'un Kırmızı Saçlı Kadın'ı” yazısında Haydee Faimberg'in "dinlemeyi dinleme" teorisinden bahsederek Oidipus efsanesine farklı bir boyut getirdiğini söylemiş. Ödipus'un babayı öldürmek arzusunda olduğu fakat babasının da oğlu öldürmek arzusunda olduğundan. Laios'un Oidipus 'u öldürme arzusu kendi hayatını kaybetme korkusundan geliyor olabilir veya sadece bu kehanetin gerçekleşmemesini istemesi, karısının ve Oidipus 'un acı çekmesini önlemek istemesi de olabilir. Her iki koşulda da oğlun büyümesine izin verilmemesi söz konusu. Uğraşlara rağmen Oidipus 'un bir şekilde büyüyüp babasını öldürmesi ve annesiyle evlenmesi iğdiş edilme korkusunu aştığını mı gösterir?

Rüstem ile Sührab'ın hikayesi?!.. Sührab'ın karşısındaki kişinin gücünden onun babası olduğunu tahmin etmesi ve buna rağmen onunla savaşması... Babasının yokluğundan ötürü içinde bastırılmış babadan intikam alma duygusu olabilir mi?

Belki de Batı, kompleksini aşmaya çalışırken doğa buna izin vermemiştir. Efsanede geçen herkesi boyunduruğu altına almıştır belki... Kör Oidipus 'un ölü anne ve babası, sefil halkı buna örnek olabilir belki de.

Ve Batı'ya benzemeye çalışan Doğu. Sührab babasını yenmeye bir darbe kadar yakınken ertesi gün Rüstem'in onu öldürmesi. Ve belki de Doğu'nun baba otoritesini yıkmaya çalışan Sührab'ın doğa tarafından cezalandırılması...

Dila Çınar / Jurnal.Net / 26 Nisan 2018


Son 3 Yorum
Misafir | 26-04-2018 17:08:52
Çok güzel olmuş(:
Misafir | 26-04-2018 16:08:34
Yolun açık olsun felsefeye gönül vermiş suskun prenses...
Misafir | 26-04-2018 11:53:40
Tebrikler dila hikayelerinin devamini. Sabirsizlikla bekliyorum
YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Yaşam En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır