RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
10-05-2018, Perşembe
Jurnal.NET
Jurnal Günlükleri – Bismişah (Kısım 1)
‘Ekim 27, 1643 – brampton bryer, herefordshire
Sevgili Ned,

Mektubunda anlattığın gelişmeler beni bu karanlık saatlerde mutlu eden tek haber oldu. Lort Cromwell gerçekten de Tanrı’nın bütün cömertliğiyle kutsadığı bir adam. Yeni ordumuzun inancımızı kurtaracağına olan imanım tam. Unvanların ya da aile isminin değil de disiplin ve yeteneğin ödüllendirildiği bu yeni anlayıştan daha püriten bir tavır düşünemiyorum. Beraber savaştığın Protestan kardeşlerinin arasından sadece kılıcının hakkıyla terfi alman, gösterdiğin kahramanlıkların değerini daha da arttırıyor. Sevgili Lordumuz beni bağışlasın ama annen olarak göğsümün gururla dolmasının önüne geçemiyorum. Ordumuzun kazandığı başarılar inancımızın gerçek inanç olduğunun en büyük kanıtı. Bu yüzden Ned, herhangi bir konuda yeisse düştüğünde Tanrı’mıza ve onun doğru inancına sadık kalıp vicdanını dinlemeyi hiçbir zaman unutma.

Nazik satırlarının arasında, kararımdan dolayı bana hala kızgın olduğunu hissediyorum oğlum. Seni daha fazla da üzmek istemiyorum ama sükunetle düşünerek anlamanı rica ediyorum. O yüzden bir kez daha soracağım Ned; Katolik denizinin ortasında kalmış bir inanç adası olan evimizi, Lort babanın sorumlu olduğu Protestan kardeşlerini bu iblislerin korkunç tecavüzlerine teslim edip nasıl kaçabilirdim? Baban Londra’da inancımız için böylesine önemli işler yaparken, bir kadın ve bir Hristiyan olarak görevim evimizi ve kardeşlerimizi savunmak değil de nedir? İnancımıza güvenmeyip, vicdanımı susturarak sadece kendimi kurtarmak için babanın yanına gitseydim yarın Tanrı’mızın huzuruna çıktığımda ona nasıl cevap verirdim? Saksonya’da, Flanders’te, İrlanda’da Katolikler’in yaptığı korkunç işkenceleri hepimiz okumadık mı?

İkinci ayına giren bu kuşatmadan sağ çıkamayacağımı biliyorum. Eski hastalığıma tekrar esir düşmüş durumdayım. Artık günde sadece bir iki saatliğine gücümü toparlayabiliyorum. Belki bana sığınan bu 150 zavallıyı korumaya Sör Howard ve onun 15 kahraman adamının gücü yetmeyecek. Ama en azından hepimiz temiz bir vicdanla ölmüş olacağız. Görevlerinin ve inancının gereğini yerine getirmiş temiz vicdanlarla…

Evet Ned… Bir anne hiçbir zaman evladına böyle bir haber vermek istemez ama kuru gerçek şu ki; ölüyorum oğlum. O yüzden lütfen bana daha fazla kızma. Verdiğim kararların bizi bugüne getirmesinden ve seni böylesine incitmesinden dolayı özür dilerim. Ancak yaşadığımız zamanlar maalesef yüce Tanrı’nın bütün nimetlerine mazhar olmuş bu güzel diyarın, en korkunç acılarına şahit olmakta. Her birimiz de kendi payımıza düşeni yaşamak zorundayız galiba.

Yine de Tanrı’nın bizden yana olduğunu bilmeni isterim. Yaptığımız tüm hazırlıklar işe yaradı. Şatonun zayıf olan batı kanadını kazdığımız hendek ve kanaldan aktardığımız suyla kapattık. Brampton Bryer’ın bütün mahsulünü de Katolikler gelmeden depolamayı başardık. Tek sorun barutun kısıtlı olması ancak sahip olduğumuz kadarı bugüne kadar yapılan 4 hücumda saldırganlarımızı püskürtmeye yetti. Uzun süredir de herhangi bir harekete olan ilgilerini yitirmiş gibiler. Sabırsızlıkla umudumuzu yitirmemizi ve teslim olmamızı bekliyorlar. Babanın cömertliğini hala unutmamış soylu bir komşumuz da var. Sayesinde bu mektubu sana ulaştırabileceğimi umut ediyorum. Aynı zamanda Kral’ın bizi kuşatan birliği hakkında malumatlar vermeyi de ihmal etmiyor. Adını ve nasıl haberleştiğimizi anlayacağın sebeplerle burada zikretmeyeceğim. 12. yazını hatırlaman yeterli. Getirdiği son güzel haberse bizi kuşatanların önemli bir kısmının Oxford’a gönderilmiş olduğu. Kasaplarımızın mevcudu şu anda 200 kişi.

Maalesef bu iyi Samiriyeli haricinde Herefordshire’ı tanıyamıyorum artık. Soframıza oturup, misafirperverliğimizden nasiplenmiş bütün o insanları, kuşatmanın ilk günü kuzey duvarının ardında bize hakaretler yağdırırken görmek… Hayatımda daha acı bir şey göremeyeceğimi düşünmüştüm. Üzülerek söylüyorum ki, yanılmışım.

Üç hafta önce, dördüncü teşebbüslerini boşa çıkarmamızdan iki gün sonra Kral’ın mektubunu getiren bir ulağın görüşme talep ettiği bildirildi. Babanın çalışma odasında mektubu beklerken getirenin Sör William Harley olacağını hiç beklemiyordum. Evet Ned. Sör William. Senin ve özellikle de Jonathan’ın hayran olduğunuz amcanız... Soğuk bir tavırla Kral Charles’ın kendi eliyle yazdığı kısa mektubu, daha çok emir demeliyim, uzattı bana. Kralımız şatoyu derhal Sör William’a teslim etmem gerektiğini, aksi takdirde bir asi olarak muamele göreceğimi söylüyordu. Okuduktan sonra amcana baktım. Kendisi de sevgili Kralımız gibi o Cezabel’in, o büyücü kraliçe Henrietta’nın etkisi altındaydı. Sanki bir tavus kuşunun bütün tüylerini yolmuşçasına rengarenk tuniği ve peleriniyle, şapkasını çevreleyen sizin o çok sevdiğiniz Yeni Dünya seferlerinde avladığı gizemli bir yaratığın kürküyle, bütün diğer kafirler gibi Tanrı’ya meydan okuyan bir kibirle öylece karşımda dikiliyordu. Hayal kırıklığımı gizlemeyi başardım. Sakin bir tonla mektubun muhatabının kocam Lort Robert Harley olduğunu ve ondan haber alamadığımı, durum bu şekildeyken de iyi bir eş olarak onun evini kimseye teslim edemeyeceğimi ilettim. Gözlerindeki hiddeti ve tiksintiyi saklamaya çalışmadı bile. Özensiz bir reveransla çıktı. O günden sonra da hastalığım nüksetti. Tanrı amcanızın ruhunu bağışlasın oğlum.

Maalesef mektuba devam edecek gücüm kalmıyor Ned. O yüzden şu dileğimi senden son ricam olarak kabul et. Jonathan, amcasının adımlarını takip edip, maceralara atılmak için evi terk ettiğinden beri ettiğim yemin uğruna onun hiçbir mektubuna cevap vermediğimi biliyorsun. Bu yazdığımla beraber o mektupları da gönderiyorum. Doğudaki hayatını ilgiyle okuyacağını tahmin ediyorum. Kendisine bir mektup yaz lütfen. Ona kızgın olmadığımı, tersine son saatlerimde dahi hep onu düşündüğümü ve sevgimdeki, dualarımdaki yerinin hiçbir zaman azalmadığını ilet.

Sen de benim için üzülme lütfen. Her şey sona erdiğinde, Tanrımızın huzurunda kavuşacağımızı aklından hiç çıkarma.

Leydi Brilliana HarleySör Edward Harley,

Leydi Harley’nin mektubunun sonuna bu eklemeyi yapmak zorunda kaldığım için özürlerimi kabul edin lütfen. Kendisi 28 Ekim sabahı sevgili Tanrı’mızın inayetine kavuşmuştur.

Sör Howard Mallard’


Jonathan Harley havanın iyice kararmış olduğunu Konstantiniyye’den yükselen akşam ezanlarının sesiyle fark etti. Elinde tuttuğu iki sayfaya öylece bakakalmıştı. Sultan Ahmet Camii’nin çinileri kadar mavi olan gözleri bütün anlamlarını yitirmişti. Yıllar süren maceralarının en imkansız anlarında dahi hayatını kurtaran keskin zekasının devreye girmesini bekledi. Birkaç saniye içinde önce göğsüne sıkıştırmış olduğu nefesi usulca bıraktı. Sonra da kaşlarını çatarak kısılmış gözlerini mektubun sol üst köşesine çevirdi.‘Ekim 1643. Bir yıldan fazla olmuş.’

Şöminede kütürdeyen odunların sesine eklenen kendi sesiyle düşüncelerini toparlamaya başladı. Ayağa kalkıp odasındaki tek mumu, ucu tutuşmuş ince bir meşe dalıyla yaktı. Koyun derisi ulak kılıfının içinden çıkan ikinci mektubu, mührünü kırarak okumaya başladı.

‘Temmuz 1, 1644 – marston moor, york

Sevgili Jonathan,

Sana bu elim haberi nasıl vereceğimi bilemediğim için çok daha önce yazmam gereken bu mektubu ancak şimdi kaleme alabiliyorum. Çünkü sevgili kardeşim, yarından sonra bu şansa asla sahip olamayabilirim.

Şu anda İskoç ve İngiliz, 27.000 Protestan kardeşimle York’un güneyindeki Marston Moore düzlüğünde zorbalığın karşısına çelik bir iradeyle dikilmiş durumdayız. Tanrı’mızın rengârenk çiçekleriyle yeşilin bin bir tonuna büründürdüğü bu cennet bahçesi çayırı görmen lazım Jonathan. Yarın bütün bu harikaların tek bir renkle kirleneceğini düşünmek üzücü. Aylardır takip ettiğimiz Leviathan’ı sonunda kıstırdık. Prens Rupert, meşhur süvarileriyle kendi ordusunun sol kanadına yerleşti. Lort komutanımız Oliver Cromwell de bu fırsat için iki elini gökyüzüne açarak Tanrı’mıza şükretti. Umarım Prens’in o iblis köpeğini ait olduğu cehenneme gönderme onuru bana nail olur. İki yıldır süren bu kabus öyle ya da böyle yarın nihayete erecek kardeşim.

Annemizin ölümünü sana haber verenin kendim olmasını istemediğim için mektubunu yazıldığı haliyle sana gönderiyorum. Bir teselli olacaksa Leydi Brilliana’nın kahramanlığının Tanrı tarafından da ödüllendirildiğini ve Katolikler’in Brampton Bryer’a asla el süremediklerini bilmeni isterim. Ordumuzun kuzeye doğru ilerlemesiyle o caniler sürüsü beşinci ayına varmadan kuşatmayı kaldırmak zorunda kaldılar.

Dua etmeyi hiçbir zaman sevmediğini biliyorum Jon. O yüzden senden böyle bir ricam olmayacak. Tek isteğim, bana düşüncelerinde yer ayırman.

Sör Edward Harley’


Jonathan’ın yüreği daha da sıkışmıştı. Protestanların Marston Moor’da kazandığı parlak zaferin haberi Konstantiniyye’ye dahi ulaşmıştı. Gerçi bu haber kendisi gibi Levant Co.’da çalışan İngilizler’den ve dayanışma içinde oldukları Hollandalılar’dan başka kimsenin umurunda olmamıştı ama sefir hazretleri, artık tarafını belli etmek zorunda olduğundan, zaferin ve şehit düşen Protestan kahramanların anısına Hollanda Büyükelçiliği’nin bahçesindeki Birlik Kilisesi’nde bir ayin düzenlemeyi ihmal etmemişti. Jonathan korkuyla bu ayinde kardeşi için dua etmiş olabileceğini düşündü.

Uzun siyah saçlarının altından alnına doğru yayılan terleri sildi. Siyah ceketinin içinden çıkıp boynunu sıkıca saran geniş ve beyaz, dantelli yakalığını gevşetti. Derin bir nefes aldı. Aklından geçen kırk türlü düşünce içinde zihni, hep annesinin ve de kardeşinin cansız bedenlerinin başrol oynadığı, tüm renklerini kaybetmiş sahnelere odaklanıyordu. Bu görüntüleri kafasından kovmaya çalıştı ancak başarılı olamadı. Çünkü görüntülerle beraber içinde kabarmaya başlayan öfke benliğini yavaş yavaş ele geçiriyordu.

Hırsla ayağa kalktı. Sedire bırakmış olduğu İspanyol çeliği meçini ve uzun Arabi hançerini hızla kuşandı. Sultan İbrahim’in tahta çıkışından beri ticareti çok karlı hale gelen samur kürkünden pelerinini sırtına geçirdi. Kendisi de Levant Co.’nun sancağı altında sırf bu ticaretin altın süslü hayalleri uğruna bir defa Kırım’a gitmişti. Akyar’dan Bahçesaray’a oradan da Kırım Hanlığının sınırları dışına çıkıp Rusya’nın içlerine yaptığı seyahatlerden pek bir servetle dönememiş olsa da Tatarların dövüş ve binicilik usullerini yakından gözlemleme fırsatını yakalamıştı. İşte bu maceralardan yadigar ince gümüş işlemeli Tatar kamasını da, dizlerinin üstüne kadar çıkan dana derisi çizmesinin koncuna yerleştirdi. Sonra da rüzgar gibi eserek odasından çıktı. İngiliz sefaretine ve Levant Co.’nun genel merkezine ev sahipliği yapan iki katlı ahşap köşkün merdivenlerinden indiğinde de geniş kenarlı sade siyah şapkasını taktı. Yüksek duvarlarla çevrelenmiş geniş bahçede ayağının altında ezilen derin karın sesiyle durdu.

Sabahtan beri yağan kar dinmiş ve karanlık tamamen çökmüştü ama keskin bir soğuğa eşlik eden berrak bir gecenin yıldızları bu karanlığı biraz olsun katlanılır kılıyordu. Bahçenin cümle kapısında dikilen muhafızla selamlaşıp liman yoluna çıkarak nereye gideceğini karar verememiş bir halde yürümeye başladı. Bir yandan yüreğindeki öfkenin kulağına fısıldadıklarını duymazdan gelmeye çalışıyor diğer yandan da hayretle sağ elinin meçinin kabzasını hırsla sıktığını fark ediyordu.

Hasan Hayyam / Jurnal.Net / 10 Mayıs 2018

YAZARIN DİĞER YAZILARI...

İletişim:

E-Posta: hsnhyym@gmail.com

Twitter: @hsnhyym


YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Yaşam En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır