RSS RSS | ARAMA Jurnal'de ARA
jurnal.net
03-08-2018, Cuma
Jurnal.NET
Benden bir şeyler o ben
Kendi sesi bir anda fısıldadı kulağına ; 'O zaman hayallerin vardı, şimdi adeta bir hayaletsin.' Ürperdi, doğruldu, yudumladı.
Dünya devrime çok yaklaşmışken, reddedilişin büyük buluşmasının olduğu gün hazırlanıyordu. Hazırlanırken aynaya bakıp isyan etti ve 'Yeteeeeer!!!' diye bağırdı.

O an tüm sevgileri içinde pişmanlık barındırıyordu. Pişmanlık duyup kendinde eksik bıraktığı her şey onu sadece diri tutmuştu, yani hayatta. Sadece hayatta tutmuştu. Dünya devrimi kesinleşmeseydi, özünde ki cesareti haraketlendirmesine çok az kalmıştı; gitmek, gidebilmek için. 'Neyse ki devrim geliyor..' dedi içinden, sakinleşmeye çalışarak.

Aynanın karşısında tükürükler saçarak bağıran kendine inanamadı ve 'Artık olanları sorgulamadan elveda diyebilme vakti geldi, kendine gel, isyanları reddedeceksin, isyanlar artık elveda diyebildiklerindir.' dedi. Ağzının kenarında ki salyaları sildi, kafasını pencereden dışarı uzattığında, kaldırımlarda isyanlarını, sokak ağzı serseri kelimelerini, yaşayamadığı çocukluğunu, eskiden çok fazla anne olmak isteyen kendini, bu isteğini bastırmasına sebep olan nedenlerini, yaşayamadan geçmişte bıraktığı tüm doyumsuzluklarını, intiharın eşiğinde dolanan haklı sebeplerini, kadersiz ve suçsuz yüreğini gördü.

Hazırlanırken yaşadığı küçük sıkıntı onu doğrudan bar zıkkımına götürdü. Telefonlarını kapattı, büyük buluşmayı ve isyanlarını reddetti. İsyanın karşısına geçmiş ona isyan ediyordu adeta.

Farkındalıklarından önce ki bir hali geldi gözünün önüne; bembeyaz ellerini ceplerine sıkıştırarak nasılda girmişti o büyülü sokağa. Sonradan tırnaklarının ve parmak aralarının sararacağını bilse girer miydi? Bunu düşündü, sonra vazgeçti, gözünün önündekilere döndü. O zamanlar ensesine yeni yeni dökülmeye başlamış olan bir kaç saç telinin gıdıklayışını hissetti tekrar. Umutlarının pekiştirdiği garip merakını ve gözlemleyişini hatırladı. Ve gözü sadece yolu gördü, bar zıkkımına geldi, içeri girdi. Buraya ilk geldiği gün şimdi gözlerinin misafiri.. Şimdi girer girmez bira söyledi, o zaman girer girmez sıkılgan bir baş selamıyla tuvalete çıkmıştı. Şimdi barın en göze çarpan yerinde oturuyordu, o zaman en hayalet masaya sığınmıştı. Kendi sesi bir anda fısıldadı kulağına ; 'O zaman hayallerin vardı, şimdi adeta bir hayaletsin.' Ürperdi, doğruldu, yudumladı.

Dünya nerelere gelmişti, o hala şurdan şuraya gidememişti. Hala algısı beyin kıvrımlarına girerken, sesler önünü kesmeye çalışıyordu. Ama girdiler ya da sandı. Her şey bir sanrıdan ibaret, isyan gidiyordu, kıyım geliyordu. Galiba devrimden sonra yeni yaşama kabul edilemeyecekti.

Çünkü; ölüm döşeğinde kendini hala anlatmaya çalışan, tek uktesinin bu olduğunu söyleyen bir kadındı o yalnızca. Burada ve buraya kadar anlattıkları hep Mahmure'nin tanıştırdığı karabasanların televizyon dizileriymiş.

'Şimdi, hepsi gibi bu da seni hiç inandıramayacaklarımdan sanıyorsun. Doğru sanıyorsun. Bastırılınca saygım, kırılınca kalbim, başlayınca kısır döngü, ben kendimi ihanet bükücü bir mürekkep gibi hissediyorum. Kalemden kağıda, yaşamdan kağıda, sabırsızlıktan, insançsızlıktan, hücrelerden, silik düşlerden bana... Bitirdiğim her şeyi hafızamda saklıyorum. Tuvaletlerde harcağıdım beyaz filtreleri, boş bira şişelerini, boş tütün paketlerini ve hiç göremediğim beyaz küçük dişi bir kız çocuğunu,benim çocukluğumu... Bir yolun sonuna yaklaştım, bir yolun başındayım. Gözlerim acıyor, lütfen biraz dinleneyim.' dedi. Bende uyanacağını ümit ederek başında beklemeye başladım. Oysa ki beynim çoktan bizim ne zaman düştüğümüzün hikayesini hatırlamaya çalışmaya başlamıştı.

Sabah titrek, kurumuş bir sesin hissiyatıyla çekyatta doğruldum, 'Ohh! uyanmış çok şükür!' diye içimden geçirirken, mırıldanıyordu kendi kendine. Ne olduğunu sordum hemen, altına peçete iliştirdiğim su bardağını ona doğru uzatırken.

'Gençliğimde yaşadığım buhranlı bir kaç günü ya da anıyı gördüm rüyamda bu gece, ona şaşırıyorum.' dedi, gördüğü rüyayı anlatmasını istememi bekledi, sustum, sonra 'Anlatayım mı?' dedi, kıyamadım, kıyabilir miyim hiç, 'Tabii!' dedim.'

Değişik bir karanlıktayım, böyle aradan sızan ışıklar var ama inatla karanlık ! Dağ yollarından dolana dolana, mağaradan bozma bir kuytuya sığınmışım. Ama sığınmışız demek istiyorum aslında, çünkü yüzlerini seçemediğim ama sürekli farklılık gösterdiğine emin olduğum insanlar varlar yanımda. Neyse.. Kuytuda da kalamamışım, gidememişim, dalmış dalmış bir türlü uyuyamamışım gibiyim. Sonra belinde havluyla bir adam görüyorum aşağıda dere kenarında, havlusunu ayaklarının altına kadar sıyırıp, çırılçıplak dereye bakıyor. Biraz ötede bir harlı ateş var, başında başka biri de müzik yapıyor. Adam beni hissetmiş gibi yukarıya bakıyor, bir de ne göreyim!!! Gözlerinin olması gereken yer bomboş!! Anında gün ışığı yerini bozuk bir griye bırakıyor ve bir anda yürümeye başlıyorum. Ellerimi cebime bir atıyorum, cebimde bir çift yeşil mavi karışımı göz! Tövbeler olsun kuzum, sıçradım, uyandım sonra!' Enteresan geliyor tabi ve geçmişte böyle bir şeymi yaşadığını soruyorum, bana bundan daha beter hissiyatların acılarını çok çektiğini söyleyip konuşmayı kesiyor.

Kadeh masada kırıldı bir an, saçlarım ve boynum masaya düşüyordu. Yaklaşık beş gündür buradan ayrılmıyor, sürekli içiyordum. O günün akşamına öldü ve ben cenazesine gidemedim. Kaçtım ! Aniden elimin dışıyla ağzımı silip hesabı ödemeden çıktım mekandan. Sallanmamaya çalışarak, selamsız ilerliyordum mahallede. Nereye yürüdüğümü düşündüm ve cevabı bulamayınca beynim kuruyor gibi oldu, girdim tekele bira aldım, bir şey yapamadım durdum. 'Ulan!' diyorum tekelin önünde devamını getiremeyerek. Kimse anlamıyordu, yanımdan yakınımdan geçen. Ben giderek daha özgürce 'Ulaan!' diyordum.

Ulan yine bir masadayım, tekel nerede? Bak yine boynum yer çekimiyle savaşıyor. Ulan yine dudaklarımla boğazımın, kalbimle bacak aralarımın ıslaklığı karışmış. Nasıl? Nasıl mı? Yaşanmayan tüm zamanlarımı unutulmaz kılan gitmişti, yer çekimi bitmişti. Böyle. Böyle işte.

Önceleri ama yaşanmayan tüm zamanlarımı unutulmaz kılan kadın gittiğinden sonraları, sıkışmış hissettiğim zamanlar oluyordu ama çözüm arayışlarım bu kadar zor olmuyordu. Giderek dinmesi gereken acı, bastırdıkça bastırıyordu. Zor, bulunamayan, geç bulunan, bulundu sanılan. O gün kaçtığım gibi kaçardım en kötü. Şimdi kıpırdayamıyorum. Ne vicdanım, ne bedenim, ne aklım kıpırdayamıyor. Bir şeyler daha zor bile olsa ondan öğrendiklerimle, onsuz büyümenin getirileri beni savaşmaya itiyor. Artık büyüme ve öğrenme yetim yanımda değil, beni yalnızca bu korkutuyor. Korkunca savaşamıyorum, savaşamadıkça tükeniyorum. Onsuzluktan acı diye bahsederek kibarlaştırıyorum durumu aslında. Liseden üniversiteye oradan hayata akan acı mı olurmuş? Böyle zamanlarda onu ve eskileri özlüyorum işte! O okuldan çıkıp koşar adım ona gidişlerimi, o zamanımızın birgün bitebileceği durumundan bir haber halimi, onun hikayelerini, aşklarını, dostlarını, korkularını, o saygılı kedilerini, o akraba evi kokularını. Aslında kavramayı reddettiğim için, "o, o, o, o" diye diretiyorum. Tüm evreler kendi anlamsızlığının çıkmazında en temelinde. Çünkü her çıkmazda büyük büyük duvarlar senin arka sokakta ki parkı görmeni engeller. Ve sen her seferinde sokağın en zengin ailesinin arka bahçesinden parka kaçmaya çalışırsın ve her seferinde seni komşu teyzeden önce annen yakalar. Beni ise hep sen yakalardın. Çıkmazların ipucuyla aşılamayacağını söylerdin kulağımı çekip, kıçıma terlikle vurmak yerine. Bir de utanmadan öğüt verirdin, sevgiyi öğütlerdin.. Ne gelecek hayalleri, ne geçmiş bağlamları dereden senin sandalın olmadan geçmeme izin vermiyor. O aceleci ruhlar bana kaç diyor. Ben zaten kaçtım diyemiyorum, sessizce yürüyorum. Acelesiz, amaçsız.. Senin öğrettiklerin dışında bir haz, bir büyüyüş, sen dışında bana öğretilecek her şey benim zindanım oldu. Küçücük yaşta bana tek başıma otobüse binebileceğimi söylemiştin ve ben yanlış durakta inmiştim. O zaman kalbim böyle atmamıştı. Çünkü evinin numarası ezberimdeydi. Şimdi sen hafızamı boşaltmamı istiyorsun. Dehşetle bir duraktan diğerine vuruyorum kendimi. Acaba bana vurabilecek başka otobüs durakları var mı? Karşıya geçmem gerekirken bana kendini sergileyecek bir otobüs durağı?

"Sevda, seni bir yerlerde bekliyor" dedin gözlerini kapamadan hemen önce. Tutunmaya mecbur bıraktın beni. Bense sadece savruluyorum. Bir aynaya bakıyorum seni görüyorum, bir aynaya bakıyorum sonrası boşluk.

Meltemsi / Jurnal.Net / 3 Ağustos 2018

YAZARIN DİĞER YAZILARI..


ETİKETLER: alkol , aşk , bar , ben , jurnal.net , korku , meltemsi , o , pişmanlık , sevgi , yaşam , yazar
YORUMUNUZ:
Misafir kullanıcı adı ile 500 karakter yazabilirsiniz. 500 karakter hakkınız kaldı.
Yaşam En Çok Okunanlar
ANA SAYFA  |   TÜRKİYE  |   DÜNYA  |   EKONOMİ  |   MEDYA  |   YAŞAM  |   TEKNOLOJİ  |   SPOR  |   ARAŞTIRMA  |   RSS  |   KÜNYE
Copyright © 2000 - 2017 JURNAL.NET, Tüm hakları saklıdır