Türkiye’de kadının akıbeti: Muamma!

0

İstanbul Sözleşmesi bundan tam 10 yıl önce dün imzalandı. Türkiye, kendi kentinin ismini taşıyan bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke oldu. Ancak 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye sözleşmeden çekildi. Bu durum, bazıları tarafından “Kadınları öldürmeye devam” olarak algılandı. Nitekim vahim tablo bu yılın ilk 4 ayda kendini gösterdi. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) raporuna göre, 2021 yılının ilk 4 ayında 95 kadın katledildi.

Kadın cinayetlerinin her geçen gün artması kadının akıbeti konusunda tek bir netlik ortaya koydu: Muamma! Yani kadınlar için netlikten çok bir kaos söz konusu. İnsanların meydanlara çıkarak “Yaşatır” dediği İstanbul Sözleşmesi’nin sözde feshinden sonra, Türkiye’de gerçek anlamda kadınların yaşam mücadelesi sürüyor. İstanbul Sözleşmesi’nin ardından 6284’ün akıbeti ise bilinmiyor.

 

6284 ve akıbeti

6284 Sayılı Kanun’un, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla çıkarıldığı biliniyor.

Kadınlar 6284’ün uygulanması halinde şu hakları elde ediyor; Barınma yerinin sağlanması, geçici maddi yardım yapılması, rehberlik ve danışmanlık hizmeti, geçici koruma altına alınma, kreş olanağı sağlanması, işyerinin değiştirilmesi, ayrı yerleşim yeri belirlenmesi, kimlik ve diğer bilgi ve belgelerin değiştirilmesi.

Şiddet uygulayanı uzaklaştıran, yakın koruma gibi birçok tedbiri düzenleyen, aynı zamanda kadınları maddi olarak güçlendirmekten kimlik değiştirmeye kadar birçok hak tanıyan ve kadın örgütlerinin yıllarca süren mücadelesi sonucu yürürlüğe girmiş olan 6284, etkin uygulandığı takdirde kadınları koruyor.

Fakat, ülkemizde zaten etkin bir şekilde uygulanmayan bu yasanın, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilme kararının ardından akıbeti belirsiz.

 

9 yılda 2 bin 880 kadın

Her ne kadar meseleyi sayılara indirgemek, bu kadınları rakamdan ibaret gibi gösteriyor olsa da ülkenin gerçekleri bu sayıların altında yatıyor.

6284 Sayılı Kanun çıkmadan, 2011 yılından önce 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına İlişkin Kanun yürürlükteydi. 1998 yılında kabul edilen 4320 Sayılı Kanun, uygulamadaki boşluklar sebebiyle kadınları şiddetten koruma konusunda yetersiz kaldı. Kadın cinayetlerinin artmasıyla yasanın yetersizliği daha da ön plana çıktı ve 6284 Sayılı Kanun 2012 yılında “kadın haklarını korumak üzere” kabul edildi.

Kanunun kabulünden 1 yıl sonra da cinayetler devam etti ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) verilerine göre 2013 yılında 237 kadın öldürüldü. 4320’nin yerine gelmiş olan ve amacı kadına şiddeti önlemek ve cinayetleri durdurmak olan bu yasanın düzenlenişinin ikinci yılında (2014) ise toplam 294 kadın öldürüldü.

Cinayetler durmadı; 2015 yılında 303 kadın, 2016 yılında 328, 2017 yılında 409, 2018 yılında da 440 kadın öldürüldü. Tam olarak 2019 yılında 474, 2020 yılında 300 kadın öldürülürken, 2021 yılının ilk 4 ayında 95 kadın öldürüldü.

6284 Sayılı Kanun ile 2012 yılından bugüne kadına şiddette bir azalma görülmezken, Özgecan Aslan’ın öldürüldüğü 2015 yılının Şubat ayında Özgecan’la birlikte 15 kadın daha öldürüldükten 1 ay sonra Mart ayında, 33 kadın daha öldürüldü. 2015 yılı sonuna gelindiğinde ise bilinen 303 kadının öldürüldüğüydü.

 

6284 değil “İnfaz Yasası” yürürlükte

Avukat Ferah Girgin, “Sizce, 6284 Sayılı Kanun’un İnfaz Yasası’yla çarpışıyor mu? Kadına şiddet ve kadın cinayetleri İnfaz Yasası’yla birlikte artış gösterir mi?”’ sorusuna; “14 Nisan 2020 tarihinde kabul edilen Ceza İnfaz Yasa değişikliği ile cinsel saldırı, cinsel istismar suçları kapsam dışında tutulmuş olsa dahi kadına şiddet suçu kapsam dışında kalmış olmuyor. Zira bir kere, TCK’de “kadına şiddet” diye bir suç tanımı yok. Halbuki, tehdit, hakaret, darp, şantaj gibi suçlar da bir kadına eğer sırf kadın olduğu için işlenmişse, bir başka deyişle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı işlenmişse, kadına şiddet suçunu oluşturur. Her ne kadar anılan yasa tasarısında siyasi erk, kamuoyunun tepkisini çekmemek için ‘Cinsel suçlar ile kadına şiddet suçu kapsam dışı bırakıldı’ söyleminde bulunsa da yapılan değişiklik ile bu suçlardan cezaevinde bulunan mahkumlara bir nevi örtülü gizli af getirilmiştir” dedi.

Girgin ayrıca, “Açık cezaevine geçmeye hak kazanmış binlerce şiddet ve cinsel suçlunun evlerine giderek, daha önce şiddet uyguladıkları kadınlara ve çocuklara şiddet uygulamaya devam edecekler. Özellikle pandemi nedeniyle herkesin evlere kapandığı şu dönemde devletin gerekli tedbirleri almadan suçluları gelişigüzel salıvermesi kadın ve çocuğa yönelik şiddete göz yumulması anlamına gelmektedir. Öte yanda cinsel suçlar dışında, kadınlara ve çocuklara yönelen kasten yaralama, tehdit, hakaret gibi pek suça koşullu salıverilme oranında indirim görülüyor. Yani bu suçları işlemiş failler, ıslah olmadan, cezalarını çekmeden daha erken cezaevinden çıkarak suç işlemeye devam etmektedirler. 6284 Sayılı Yasa, koruyucu ve önleyici tedbirler içeren bir yasa olup, İnfaz Yasası TCK’ye aykırı hareket ederek, suç işleyen mahkumların cezalarının tamamını çekmeden salıverildikleri örtülü bir affa dönüştürülmüştür. Devlet, bu suçların mağduru olan kadınların ve çocukların güvenliği hususunda gerekli tedbirleri almadan salıvererek, mağdurlar için yeni bir tehdit unsuru haline getirmiştir. Kısacası İnfaz Yasası’ndaki değişiklik, kamu vicdanını rahatsız etmektedir” dedi.

Share.

About Author

Leave A Reply